Çarşamba , Ekim 17 2018
Son Haberler
Anasayfa / Türkçe Edebiyat / Atasözleri / Atasözlerinin çıkış Hikayeleri Nasıldır Kısaca
Atasözlerinin çıkış Hikayeleri Nasıldır Kısaca

Atasözlerinin çıkış Hikayeleri Nasıldır Kısaca

Sponsorlu Bağlantılar

Atasözleri nasıl ortaya çıkmıştır

Atasözleri

Birçok deyim ve Atasözlerinin Nasıl ortaya çıktığı ve çıkış hikayelerini hep merak etmişimdir. Tabiki en çok ilgimi çeken ve bende merak uyandıran Atasözlerini internet aracılığı ile araştırıp öğrenme olanaklarını elde etmiş bulunmaktayım. Benim gibi birçoğunuz da bunu merak etmiştir diye düşünerek bu yazıyı sizlerle paylaşıyorum. Hatta birkaç örnek ile de meraklarınızı gidermeye çalışacağım.

Nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar ulaşan,anonim nitelik taşıyan, kalıplaşmış özsözler biçiminde rastladığımız, önceki kuşakların gözlemlerini yol gösterici birer kural olarak sunan atasözleri, sözlü edebiyat dönemi ürünlerinden olan “sav” ların ilk biçimleri niteliğindedir. Savlar Kaşgarlı Mahmud’un Divân-ı Lûgat’it Türk’ünde açıklamalar arasında geçmektedir. Sav terimi, İslâmiyet’in etkisiyle yerini “mesel” terimine bırakmıştır. Aslında misal getirme, örnek verme anlamında olan darb-ı mesel ve bunun çoğulu durub-ı emsâl sözleri, edebiyatımızda atasözü, atasözleri anlamında kullanılmaya başlanmıştır.

Türkiye’de ve Türklerin yaşadığı diğer topraklarda, halkın ağzında dolaşan; nesillerden nesillere geçen 10.000’i aşkın atasözü bulunmaktadır. Atasözleri üzerine pek çok yayın yapılmış, birçok kitap ve makale yayımlanmıştır. Türk atasözleri üzerine hazırlanmış ve basılmış kitap, broşür, makalelerin sayısı 700’ü aşmaktadır.

Deyimler değil fakat Atasözlerinin kimler tarafından nasıl ortaya çıktıkları ve neler anlatmaya çalıştıkları, anlattıkları ve söylemek istedikleri derslerin anlamlarını hep merak etmişimdir. Hatta çok ilgimi çeken Atasözlerinin ne demek istediklerini, neden söylendiğini kim söylediğini araştırmışımdır. Şu bir gerçekki,

Nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar ulaşan,anonim nitelik taşıyan, kalıplaşmış özsözler biçiminde rastladığımız, önceki kuşakların gözlemlerini yol gösterici birer kural olarak sunan atasözleri, sözlü edebiyat dönemi ürünlerinden olan “sav” ların ilk biçimleri niteliğindedir. Savlar Kaşgarlı Mahmud’un Divân-ı Lûgat’it Türk’ünde açıklamalar arasında geçmektedir. Sav terimi, İslâmiyet’in etkisiyle yerini “mesel” terimine bırakmıştır. Aslında misal getirme, örnek verme anlamında olan darb-ı mesel ve bunun çoğulu durub-ı emsâl sözleri, edebiyatımızda atasözü, atasözleri anlamında kullanılmaya başlanmıştır.

Türkiye’de ve Türklerin yaşadığı diğer topraklarda, halkın ağzında dolaşan; nesillerden nesillere geçen 10.000’i aşkın atasözü bulunmaktadır. Atasözleri üzerine pek çok yayın yapılmış, birçok kitap ve makale yayımlanmıştır. Türk atasözleri üzerine hazırlanmış ve basılmış kitap, broşür, makalelerin sayısı 700’ü aşmaktadır.

İşte birkaç örnek:

Saman Altından Su Yürütmek

Vaktiyle köyün birinde ahalinin tarlaları ve meyve sebze bahçelerini suladığı bir su kaynağı varmış. Bu kaynak köyün ortak malıymış. Civarda başkaca su kaynağı olmadığından bütün köylü arazisini bu kaynaktan nöbetleşe sıra ile sularmış.

Kimin ne vakit, ne kadar su kullanacağı belliymiş ve herkes kendi sırasını takip eder, komşularının hakkına da saygı gösterirmiş.

Ancak her köyde olduğu gibi bu köyde de açıkgöz bir adam varmış. Sebze bahçesi su kaynağının hemen yakınında bulunan bu adam,herkes gibi sırası geldiğinde gider, kaynaktan suyunu alırmış ama bununla yetinmeyip kaynak ile bahçesi arasına gizli bir su yolu kazmış.Kimseler farketmesin diye de su yolunun üzerini taşla tahtayla kapatıp üstüne de saman balyaları yığmış. Su , diğer vakitlerde bu saman altından aka aka açıkgözün tarlasına kadar gidermiş.

Yaz ortasında herkesin tarlası susuzluktan yanıp kavrulurken, onun ki fidanların boy üstüne boy attıkları, yemyeşil bir halde olurmuş.Üstelik bostanın ortasındaki sulama havuzu da, her zaman silme doluymuş.

Köylüler “Bu işin içinde bir iş var” diyerek araştırmışlar ve kısa bir süre sonra da bu uyanığın saman altından su yürüttüğünü farketmişler.

Bu deyim “gizlice iş görmek,kimselere farkettirmeden işler çevirmek”anlamında kullanılır..

ALTI KAVAL ÜSTÜ ŞEŞÂNE

Parçalan birbirine benzemeyen ve uygun olmayan, dolayısıyla bir işe yaramayan aparatlar hakkında veya giyim kuşam konusunda birbirine uymayan ve yakışmayan kıyafetler İçin altı kaval üstü şeşhâne deyimini kullanırız. Buradaki şeş-hâne kelimesinin İstanbul’da bir semt adı olan Şişhane ile herhangi bir alâkası yoktur ve Şişhane söylenişi yanlıştır. Çünki şeş-hâne diye namlusunda altı adet yiv bulunan tüfek ve toplara denir. Yivler mermiye bir ivme kazandırdığı için ateşli silahların gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Evvelce kaval gibi içi düz bir boru biçiminde imal edilen namlular, yiv ve set tertibatının icadıyla birlikte fazla kullanılmaz olmuş ve gerek topçuluk gerekse tüfek, tabanca vs. ateşli silahlarda yivli namlular tercih edilmiştir. Merminin kendi ekseni etrafında dönmesini ve dolayısıyla daha uzağa gitmesini sağlayan yivler bir namluda genellikle altı adet olup münhani (spiral) şeklinde namlu içini dolanırlar. Altı adet yiv demek, namlunun da altı bölüme (şeş hâne = altı dilim) ayrılması demektir ki halk dilinde şeşâne (şişane değil) şeklinde kullanılır.

Bu izahtan sonra üstü kaval, altı şeşhâne biçiminde bir silah olmayacağını söylemeyi zaid addediyoruz. Çünki kaval topların attığı gülle ile şeşhânelerden atılan mermi farklıdır. Keza kaval tüfekler ile fişek atılırken şişhane namlulu tabancalardan kurşun atılır. Bu durumda bîr silah namlusunun yarısına kadar kaval, sonra şişhane olması da mümkün değildir. Ancak yine de vaktiyle bir avcının, yivlerin icadından sonra çifte (çift namlulu) tüfeğinin kaval tipi namlularının üst kısımlarını teknolojiye uydurmak için şeşhâne yivli namlu ile takviye ettiğine dair bir hikâye anlatılır. Hattâ bu uydurma tüfek öyle acayip ve gülünç bir görünüm almış ki diğer avcılar uzunca müddet kendisiyle alay etmişler ve “Altı kaval üstü şeşhâne / Bu ne biçim tüfek böyle” diyerek kafiyelendirmişler. O günden sonra halk arasında bu hadiseye telmihen birbirine zıt durumlar için altı kaval üstü şeşhâne demek yaygınlaşmış ve giderek deyimleşerek dilimize yerleşmiştir.

 VERMEYİNCE MABUT NEYLESİN SULTAN MAHMUT

Derler ki, Sultan Mahmut’lardan birine kısmeti bağlı bir adamdan söz etmişler. Sultan adamı bir de kendisi denemek istemiş.

Bir koca tepsi baklava yaptırmış. Üst tabakadan başka tepsinin her tarafına görünmeyecek şekilde altın dizdirmiş. adamını gönderip ona tepsiyi birinin bir adağı diyerek kısmetsiz şahsa vermesini ve şahsı takip etmesini emretmiş.

Adamımız tepsiyi almış. Yolda bir tanıdığına rastlamış. İkisinin de olaydan haberi yok. Adamımız hikayeyi anlatınca, “senin,” demiş tanıdığı gerçek bir hayırseverlik duygusuyla, “baklavadan çok paraya ihtiyacın var. al şu iki altını, sat tepsiyi bana.” Teklif adamımızın da işine gelmiş ve tepsiyi satmış.

Sultan hikayeyi duyunca “fesüphanallah!” demiş. Adamına adamımızın her gün geçtiği köprünün her gün geçtiği tarafına o gelmeden hemen önce altın dizmesini ve kenara çekilip izlemesini emretmiş.

Adamımız köprüye gelince “ya,” demiş, “hep aynı taraftan geçiyorum, bu gün de diğer taraftan geçeyim, bir değişiklik olsun,” demiş.

Sultan hikayeyi duyunca, “ya hazreti pir!” demiş. Adamımızı yaka paça beylik arazilerden birine getirmelerini emretmiş. Getirmişler. Adam korkudan tir tir titrerken ona bir kasnak verilmesini emretmiş ve adamımıza, “bu kasnağı atabildiğin kadar uzağa atacaksın. En son durduğu yere kadar olan arazi senin olacak,” demiş.

Adamımız kasnağı savurmuş. Kasnak havada bir yay çizip gelmiş ayaklarının dibinde durmuş.

Sultan “ya malik el mülk!” diye haykırmış, “getirin onu!” doğruca haziye gitmiş. Adama bir kürek verilmesini emretmiş. “Küreği daldır, ne gelirse senindir.” Adam korku ve heyecandan küreği ters daldırmış ve gele gele bir metelik gelmiş.

Sultan “kısmeti bağlı” olmanın ne demek olduğunu anlamış böylece.

Raviyan-ı ahbar, nakilan-ı esrar zikr idürler kim “vermeyince mabut, neylesin Sultan Mahmut” meselini dahi şol sultan irad buyurmuştur.”

TENCERE YUVARLANDI ,KAPAĞINI BULDU ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI

Bir zamanlar Şenn adında çok zeki ve bilgili bir adam yaşamaktaydı.Bu adam bir gün kendisi gibi bilgin ve akıllı bir kız bulup evlenmek için atına atlayıp yola çıktı.Yolda bir adama rasladı.Adam köyüne gidiyordu.Şenn de adama katılıp birlikte yolculuk etmeye başladılar.

Şenn adama sordu:

“Ben mi seni yükleneyim, yoksa sen mi beni yüklenirsin?”

Adam, “Bu nasıl söz?İkimiz de atlıyken birbirimizi nasıl yükleniriz?”diye yanıt verdi.

Biraz ilerleyip köye yaklaştıklarında, Şenn biçilmiş ekinleri görünce tekrar sordu:

“Bu ekinler yenmiş mi yenmemiş mi?” Adam iyice sinirlendi:

“Be cahil adam! Ekini saplarıyla görüyorsun da yenip yenmediğini mi soruyorsun?”

Köye varınca da bir cenazeye rasladılar. Şenn yine sordu:

“Bu tabutun içindeki ölü mü, yoksa diri mi?”

Adam öfkeyle yüzünü çevirdi ve”Senin gibi tuhaf ve cahil bir adam görmedim!”diye çıkıştı.

Adamcağız, sorularına bir anlam veremediği bu yol arkadaşını o gün evinde konuk etti.Evde Tabaka adında bir kızı vardı.Kız babasına konuğun kim olduğunu sordu.Adam da onun kendisine sorduğu aptalca soruları sıraladı ve pek tuhaf bir adam olduğunu söyledi.Fakat kız “Baba, o adam tuhaf değil” dedi.”Birinci sorusu,’Ben mi söze başlayayım sen mi?’ demektir.İkincisi, ‘Ekin sahipleri onun parasını yemişler mi acaba?’, üçüncüsü de,’Acaba bu ölü kendi adını yaşatacak evlat bırakmış mıdır?’ demektir.

Bunun üzerine adam, Şenn’in yanına dönüp soruların yanıtını aktardı.Şenn ise, “Bu sözler senin değil.Sahibini açıklar mısın?”deyince, adam kendi kızı olduğunu söyledi.

Şenn , “Ben işte böyle bir kız arıyordum” diyerek onunla evlenmek istedi.

Sponsorlu Bağlantılar

Anne babasının da rızasıyla Tabaka ile evlenen Şenn, kızı alıp ailesine götürdü.Çevre halkı da bu evlilik karşısında, “Vafeka şenn tabaka”, yani “Kap kapağına uygun düştü” dediler.Çünkü “Şenn” su kabı, “Tabaka” ise kapak anlamındadır.Türkçe’mizde ise bu söz, “Tencere yuvarlandı, kapağını buldu” atasözüne dönüşmüştür.

Aramalar
    /atasözlerinin çıkış hikayeleri/atasözleri ve hikayeleri/atasözleri ve hikayeleri kısa/atasözlerinin hikayeleri/atasözleri ve hikayeleri kısaca

Hakkında Helen

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top
Sayaç
Besucherzähler
Sayaç