Son Haberler
Anasayfa / Dini Bilgiler / Bakara Suresi Tefsiri

Bakara Suresi Tefsiri

Sponsorlu Bağlantılar

Bakara Suresi Tefsiri
Bakara, büyük kısmı hicretin ilk iki yıllık döneminde olmak üzere, tamamı Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden sonra vahyedilen ilk suredir. Ancak 275-281. ayetler, Hz. Peygamber’in vefatından önceki son aylara aittir (281. ayet, Hz. Peygamber’in aldığı en son vahiy olarak kabul edilmektedir).

Bir bütün olarak Kur’an vahyinin temel amacının ilanıyla -yani, insana bütün manevî/ruhî ve dünyevî işlerinde rehberlik (duyurusu) ile- başlayan Bakara suresi, Allah’a karşı sorumluluk bilincine sahip olmanın gereğini sürekli vurgulamanın yanısıra, geçmiş vahiylerin mensuplarının, özellikle de İsrailoğulları’nın işlemiş oldukları cürümlere de sık sık atıflarda bulunmaktadır. 106. ayette Peygamber Muhammed (s)’e indirilen vahiy ile daha önceki tüm mesajların ilga edildiğine işaret edilmesi, bu surenin -gerçekte Kur’an’ın tümünün- doğru anlaşılmasında büyük bir önemi haizdir.

Burada, özellikle surenin son kısmında vaz‘edilen -ahlak, sosyal ilişkiler, savaş vb. sorunlara değinen- hukukî kuralların çoğu, sözkonusu kilit ifadenin doğrudan bir sonucudur. Defalarca gösterilmiştir ki Kur’an’ın düzenlemeleri, insan tabiatının gerçek ihtiyaçlarına tekabül etmektedir ve bu, yalnızca, insanlık tarihinin başından beri Allah tarafından insana bahşedilen ahlakî yol-göstericiliğin bir devamıdır. Burada, üç büyük tek-tanrılı dinin temelinde yatan Allah’ın birliği ilkesine ve zihni bu mesele ile yoğun bir şekilde meşgul olan peygamberlerin atası Hz. İbrahim’e özel olarak dikkat çekilmiştir. Ve Hz. İbrahim Mâbedi’nin, yani Kâbe’nin “Allah’a tam teslim olanlar” (ki bu, müslimûn kelimesinin karşılığıdır, tekili müslim) için kıble olarak belirlenmesi, bütün gerçek müminlerin kendilerini İbrahim akidesi ile bilinçli olarak özdeşleştirmelerinin adeta bir tasdikidir.

Bu sure boyunca şu beş Kur’ânî akidenin işlendiğini görürüz:

• Allah, bütün varlıkların kendi kendine yeterli yegane kaynağıdır (el-Kayyûm);
• Ardarda gönderilen peygamberler aracılığıyla vurgulanan Allah’ın varlığı olgusu, insan tefekkürü ile kavranabilir niteliktedir;

• Sadece inanmak değil, dürüst ve erdemli yaşamak da bu zihinsel idrakin ve tefekkürün zorunlu bir sonucudur;

• Bedenî ölümü yeniden dirilme ve hesaba çekilme takip edecektir;

• Allah’a karşı sorumluluklarının gerçekten bilincinde olan bir kimse “ne korku, ne de üzüntü duyacaktır”.

1 Elif-Lâm-Mîm.1

2 BU İLAHÎKELÂM–ki üzerinde hiçbir şüpheye yer yoktur– Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlara2 bir rehber [olarak indirilmiş]tir, 3 onlar ki, insan idrakini aşa[n olguların varlığı]na3 inanırlar ve namazlarında dikkatli ve devamlıdırlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan4 başkaları için harcarlar; 4 ve onlar (ey Peygamber), sana indirilene de senden önce indirilmiş olana5 da iman ederler: çünkü onlar, öteki dünyanın varlığından bütün kalpleriyle emindirler. 5 İşte Rablerinin gösterdiği yolda yürüyen kimseler onlardır, mutluluğa erişecek kimseler de onlardır!

6 UNUTMA Kİ hakikati inkara şartlanmış olanlar6 için kendilerini uyarıp uyarmaman fark etmez: onlar inanmazlar. 7 Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir ve gözlerinin üzerinde de bir perde7 vardır; dehşet verici bir azap beklemektedir onları.

8 Ve öyle kimseler var ki gerçekte inanmadıkları halde “Biz Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanıyoruz” derler. 9 (Aslında) onlar, (böylece) Allah’ı ve imana ermiş olanları kandırmak isterler. Halbuki kendilerinden başka kimseyi kandıramazlar; ve bunu da fark etmezler. 10 Kalpleri hastalıklıdır, Allah hastalıklarını daha da arttırmıştır ve ısrarlı yalanlarından dolayı8 onları şiddetli bir azap beklemektedir.

11 Onlara “Yeryüzünde fesat yaymayın!” denildiğinde “Biz sadece ıslah edicileriz!” diye cevap verirler. 12 Gerçekte onlar fesat saçan kimselerdir, ama bunu (kendileri de) idrak etmezler.9
13 Onlara: “Diğer insanların inandığı gibi inanın!” denildiğinde, “(Şu) dar kafalıların inandığı gibi mi?” diye cevap verirler. Gerçekte onlardır dar kafalılar, ama bunu bilmezler!

14 Ve imana ermiş olanlarla karşılaştıklarında, “Biz de [sizin gibi] inanıyoruz!” derler; ama şeytanî dürtüleriyle10 başbaşa kaldıklarında, “Aslında biz sizin yanınızdayız, onlarla sadece eğleniyoruz” derler.

15 Allah da bu alaycı tavırlarından dolayı onlara hak ettikleri karşılığı verecek11 ve onları küstahlıkları ile başbaşa şaşkınca bocalamaya terk edecektir. 16 (Çünkü) onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlar, ama ne (bu) ticaretleri onlara fayda sağlamış, ne de [başka bir şekilde] hidayet bulmuşlardır.

17 Onların hali, ateş yakan öyle kimselerin haline benzer ki, o (ateş), çevrelerini aydınlatır aydınlatmaz Allah, göremesinler diye onların ışığını alıp onları zifiri karanlığa gömer; 18 onlar, sağır, dilsiz, kördürler; ve (artık) geriye dönemezler.

19 Ya da [onların durumu,] gökten zifiri karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle gelen şiddetli bir sağanağ(a benzer): Ölümün dehşeti içinde yıldırımlardan korunmak için parmakları ile kulaklarını tıkarlar, ama Allah hakikati inkar edenleri [kudreti ile] kuşatır. 20 Çakan şimşekler neredeyse gözlerini alıverir; ışık verince hareket ederler, karanlık üzerlerine çökünce oldukları yerde çakılıp kalırlar.

Şayet Allah dileseydi, onların işitme ve görme [kabiliyet]lerini ellerinden alabilirdi:12 Çünkü Allah her şeye kâdirdir.

21 EY İNSANLAR! Sizi ve sizden önce yaşamış olanları yaratan Rabbinize kulluk edin ki O’na karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız. 22 O ki, yeryüzünü size bir dinlenme yeri, gökyüzünü bir çardak yapmış, gökten su indirmiş ve onunla size rızık olarak meyveler çıkarmıştır: o halde [Bir ve Tek İlah olduğunu] bile bile Allah’a ortaklar koşmayın.13
23 Eğer kulumuz [Muhammed]‘e katımızdan safha safha indirdiğimiz vahyin14 bir kısmından şüphe ediyorsanız o zaman aynı değerde bir sure getirin (de görelim) ve -eğer dediğiniz doğruysa- Allah’tan başkalarını da size şahitlik etmeleri için çağırın.15 24 Eğer bunu yapamıyorsanız -ki kesinlikle yapamayacaksınız- o zaman yakıtı insanlar ve taşlar16 olan, hakikati inkar edenler için hazırlanmış ateşi bekleyin!

25 Ama imana ermiş olup doğru ve yararlı işler yapanlara, içlerinden ırmaklar akan hasbahçelerin kendilerine ait olacağını müjdele! Onlara ne zaman rızık olarak oradan bazı ürünler bahşedilse, “Bunlar, bize daha önce bahşedilenlerin aynısıymış” diyecekler. Çünkü onlara o [geçmişte tadılanlar]ı hatırlatacak şeyler17 verilecek. Onlar, orada tertemiz eşler bulacaklar ve orayı mesken edinecekler.

26 Bakın, Allah, bir sivrisineği [hatta] ondan daha küçük bir şeyi18 örnek getirmekten kaçınmaz. İmana ermiş olanlara gelince, onun Rablerinden gelen bir hakikat olduğunu bilirler. Hakikati inkara şartlanmış olanlar ise, “Bu örnek ile Allah ne demek istiyor acaba?” derler.

Bu yolla Allah, bir çoğunu saptırırken bir çoğunu da doğruya yöneltir, fakat fasıklardan başkasını saptırmaz, 27 onlar ki, [fıtratlarına] yerleştirildikten sonra Allah’a karşı taahhütlerini19 bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp ayırırlar ve yeryüzünü fesada verirler: İşte bunlardır hüsrana uğrayanlar.

28 Cansız iken size hayat veren ve sizi ölüme götüren, sonra tekrar hayata kavuşturan ve (sonunda) Kendisine döndürüleceğiniz Allah’ı nasıl inkar edersiniz?

29 Ve dünya üzerinde ne varsa sizin için yaratan, plan ve tasarımını göklere uygulayıp onları yedi gök20 şeklinde düzenleyen O’dur; ve yalnızca O’dur her şeyin tam bilgisine sahip olan.

30 İŞTE O ZAMAN21 Rabbin meleklere: “Bakın, Ben yeryüzünde ona sahip çıkacak birini yaratacağım!”22 demişti.

Onlar: “Seni övgüyle yüceltip takdîs eden bizler dururken, orada, bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler.

[Allah:] “Sizin bilmediğiniz (çok şey var, onları) Ben bilirim!” diye cevapladı.

31 Ve O, Âdem’e her şeyin ismini23 öğretti, sonra onları meleklerin önüne koydu ve “Dedikleriniz doğruysa24 haydi bu [şey]lerin isimlerini bana söyleyin bakalım!” dedi.

32 Onlar: “Sen kudret ve egemenlikte kusursuz ve eksiksizsin! Senin bize bildirdiğin dışında bir bilgimiz yoktur. Doğrusu yalnız Sensin her şeyi bilen, gerçek hikmet Sahibi!” diye cevap verdiler.

33 O: “Ey Âdem, bu [şey]lerin isimlerini onlara bildir!” buyurdu.

[Âdem] isimleri onlara bildirince [Allah]: “Size, ‘göklerin ve yerin gizli gerçekliğini, açıkladıklarınızın ve gizlediklerinizin tümünü yalnız Ben bilirim’ dememiş miydim?” dedi.

34 Sonra Meleklere “(Haydi!) Â-dem’in önünde yere kapanın!” dediğimizde25 İblis dışında hepsi yere kapandı, o ise reddetti ve (üstelik) küstahça böbürlendi: böylece hakkı inkar edenlerden oldu.26
35 Ve (sonra,) “Ey Âdem,” dedik: “Sen ve eşin bu bahçeye27 yerleşin ve orada dilediğinizden serbestçe yiyin; ancak bir tek şu ağaca28 yaklaşmayın ki zalimlerden olmayasınız”.

36 Ama Şeytan orada ikisini de yoldan çıkardı ve böylece sahip oldukları konumu yitirmelerine sebep oldu.29 Bu yüzden Biz: “Buradan çıkıp gidin, (bundan sonra) birbirinize düşman olarak yaşayın ve yeryüzünü bir müddet için mesken edinip orada geçiminizi sağlayın!”30 dedik. 37 Derken Âdem Rabbinden [yol gösterici] sözler aldı. Ve (Allah) o’nun tevbesini kabul etti: çünkü yalnız O’dur tevbeleri kabul eden, rahmet dağıtan. 38 Biz, “Hepiniz buradan çıkıp gidin!” dedikse de size yol göstericiliğimiz devam edecektir: ve Benim yol gösterici mesajlarıma uyanlar için artık ne korku vardır, ne de üzüntü; 39 ama hakikati inkara şartlanmış olanlara ve mesajlarımızı yalanlayanlara gelince -işte onlar içinde yaşayıp kalmak üzere, ateşe mahkum olan kimselerdir.

40 EY İSRAİLOĞULLARI!31 Size bağışladığım o nimetleri hatırlayın ve Bana verdiğiniz sözü tutun (ki) Ben de sözümü tutayım; ve Benden, yalnız Benden sakının!

41 Bunun için de, size geçmişte bildirilmiş olan haberleri doğrulayıcı nitelikte indirdiğim bu vahye inanın; onun gerçekliğini inkar edenlerin öncüsü olmayın; mesajlarımı küçük bir kazanca32 değişmeyin; ve Bana, yalnızca Bana karşı sorumluluk bilinci taşıyın!

42 Hakkı bâtıl ile örtüp bile bile gizlemeyin.33 43 Namazda dikkatli ve devamlı olun, karşılıksız yardımda34 bulunun ve namazda rükû edenlerle birlikte rükû edin.
44 Siz kendinizi unutarak diğer insanlara erdemli olmayı mı öğütlüyorsunuz- hem de ilahî kelâmı okuyup durduğunuz halde? Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?

45 (Ey müminler!) Sabır ve namazla yardım dileyin: Bu, tam bir sığınma duygusu içinde yürekten Allah’a yönelenler dışında herkes için zor bir iştir, 46 onlar ise (sonunda) Rablerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini kesinlikle bilirler.

47 Ey İsrailoğulları! Size bağışladığım nimetleri ve sizin diğer kavimlere karşı üstün gelmenizi sağladığım günleri hatırlasanıza! 48 Ve hiçbir insanın ötekine en ufak bir yararının dokunamayacağı, hiç kimseden şefaatin kabul edilmeyeceği, kimseden fidye alınmayacağı35 ve hiç kimsenin yardım görmeyeceği Gün[ün mutlaka gelip çatacağı] bilinciyle yaşasanıza!

49 Ve oğullarınızı boğazlayıp kadınlarınızı sağ bırakarak sizi azapların en kötüsüne uğratan36 Firavun hanedanının elinden sizi kurtardığımız günleri [hatırlayın]- (o günler) ki Rabbinizden büyük bir imtihan vardı sizin için. 50 Ve önünüzdeki denizi yarıp sizi (nasıl) kurtardığımız, gözlerinizin önünde Firavun’un adamlarını (nasıl) boğduğumuz, 51 (ve nasıl) Musa’yı [Sina Dağı'nda] kırk gece tuttuğumuz ve o’nun yokluğunda [altın] buzağıya tapmaya başladığınız ve böylece zalimlerden olduğunuz, 52 dahası, (bütün) bunlardan sonra, belki şükredenlerden olursunuz diye bu günahınızı affettiğimiz günleri (hatırlayın).37

53 Ve [hatırlayın,] Musa’ya ilahî kelâmı -[böylece] doğruyu yanlıştan ayırd etmek için [kullanacağı] ölçüyü38- vermiştik ki doğruya yönelesiniz; 54 Ve Musa, halkına (dönüp) “Ey halkım!” demişti, “Doğrusu buzağıya taparak kendinize karşı suç işlediniz, o halde tevbe ederek (tekrar) Yaratıcınıza yönelin ve nefsinizi yok edin;39 bu, sizin için Yaratıcınızın katında en hayırlısı olacaktır.”

Bunun üzerine O, tevbenizi kabul etmişti: Çünkü yalnız O’dur tevbeleri kabul eden, Rahmet Dağıtan.

55 Ve [hatırlayın] (hani,) “Ey Musa, doğrusu Allah’ı kendi gözümüzle görmedikçe sana asla inanmayacağız!” dediğinizde, (işte o an) siz daha (ne oluyor diye) çevrenize bakınıp dururken ceza yıldırımı40 sizi yakalamıştı.

56 Ama ölü (bir toplum) haline geldikten sonra41 belki şükredenlerden olursunuz diye sizi tekrar dirilttik.

57 Ve bulutların sizi gölgeleri ile ferahlatmasını sağladık, ayrıca “Size rızık olarak verdiğimiz güzel şeylerden yararlanın” [diyerek] kudret helvası ve bıldırcın gönderdik.

O soydaşlarınız [işledikleri bu günahlarla] bize hiçbir zarar vermediler, fakat [sadece] kendilerine zulmettiler.

58 Ve yine [hatırlayın o günleri,] Biz, “Bu beldeye42 girin ve yiyeceklerinden dilediğiniz kadar bol bol yiyin; fakat kapıdan (tevazu içinde,) boyun eğerek girin ve ‘Günahlarımızın yükünü üzerimizden kaldır!’43 deyin ki günahlarınızı bağışlayayım ve iyilik yapanlara sınırsız mükafat vereyim” demiştik.

59 Ama o zulmetmeye şartlanmış olanlar kendilerine tevdî edilmiş olan (söz)ü başka bir sözle değiştirdiler44: Bunun üzerine Biz de yoldan çıkmalarından ötürü o zalimlerin üzerine gökten bir bela indirdik.

60 Ve yine bir keresinde Musa, kavminin su ihtiyacı için (Bize) yalvarmıştı ve Biz de kendisine: “Asânla kayaya vur” demiştik. Bunun üzerine oradan oniki kaynak (birden) fışkırmıştı ki halkın tümü nereden (hangi kaynaktan) içeceğini bilsin.45 [Ve Musa demişti:] “Allah tarafından verilen rızıktan yiyip için, ama yeryüzünün yozlaşmasına ve çürümesine yol açarak bozgunculuk yapmayın.”

61 Ve bir zamanlar yine siz: “Ey Musa, doğrusu biz bir tek çeşit yiyecekle yetinemeyiz, öyleyse Rabbine dua et de bize topraktan yetişen ürünler, sebze, salatalık, sarımsak, mercimek, soğan (gibi ürünler) çıkarsın” demiştiniz.

[Musa]: “Daha hayırlı [ve onurlu] olan durumu daha aşağılık olanla mı değiştirmek istiyorsunuz?46 O halde utanç içinde Mısır’a dönün;47 orada istediğiniz şeylere kavuşabilirsiniz!” demişti.

Böylece, onlara yoksulluk, düşkünlük damgası vuruldu ve Allah’ın gazabına uğradılar. Bütün bunlar, Allah’ın mesajının gerçekliğini inkar etmedeki ısrarları ve haksız şekilde Peygamberleri öldürmeleri yüzündendir: Bütün bunlar, [Allah'a] isyan etmeleri ve hakkın sınırlarını ihlal etmedeki ısrarlarından dolayıdır.48
62 KUŞKUSUZ, [bu ilahî kelâma] i-man edenler ile Yahudi inancının takipçilerinden, Hristiyanlardan ve Sâbiîlerden49 Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanmış, doğru ve yararlı işler yapmış olanların tümü Rablerinden hak ettikleri mükafatları alacaklardır; ve onlar ne korkacak, ne de üzüleceklerdir.50
63 İŞTE O ZAMAN, Sina Dağı’nı üzerinize yükselterek51 ciddî ve samimî (görünen) taahhüdünüzü kabul etmiş ve “Size bahşettiğimiz şeye [bütün] gücünüzle sımsıkı sarılın ki Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız!” [demiştik].

64 Ama siz ondan sonra sözünüzden döndünüz! Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı kendinizi muhakkak ziyana uğrayanlar arasında bulurdunuz; 65 nitekim, içinizde Sebt Günü’nün kutsallığını ihlal edenleri biliyorsunuz; bu davranışlarından ötürü onlara: “Aşağılık maymunlar gibi olun!” dedik; 66 ve onları hem kendi zamanları, hem de bütün gelecek zamanlar için uyarıcı bir örnek kıldık, Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlara da ibret alınacak bir ders.52
67 HANİ, O ZAMAN Musa, halkına: “Dinleyin! Allah bir sığır kurban etmenizi emrediyor”53 demişti.

Onlar: “Sen bizimle alay mı ediyorsun?” dediler.

O: “Bu kadar cahil olmaktan54 Allah’a sığınırım!” diye cevap verdi.

68 Onlar: “(Madem öyle,) Rabbine bizim için dua et de bunun nasıl bir kurban olacağını bize açıklasın” dediler.

[Musa] “Bakın!” dedi, “O, ne yaşlı ne körpe, ama ikisi arasında orta yaşta bir sığır olmasını istiyor. O halde size verilen emri yerine getirin!”

69 Onlar: “Rabbine bizim için dua et de onun renginin nasıl olacağını bize açıklasın” dediler.

[Musa'nın] cevabı şu oldu: “O, kurbanın sarı renkte, parlak tonda, görenlere zevk veren bir sığır olmasını istiyor”.

70 Onlar: “Rabbine bizim için dua et de onun nasıl olacağını bize (daha açık) bildirsin, (çünkü) bize göre tüm sığırlar birbirlerine benzer; ve sonra, Allah arzu ederse biz elbette doğru yola yöneliriz!” dediler.

71 [Musa'nın] cevabı şu oldu: “O, bu kurbanın ekinleri sulamak veya toprağı sürmek için hiç koşulmamış, kusursuz, alacasız bir sığır olmasını istiyor”.

Onlar: “İşte, sonunda gerçeği bildirdin!” dediler; ve hemen (onu) kurban ettiler, halbuki neredeyse hiçbir şey yapmadan kalacaklardı.55
72 Çünkü ey İsrailoğulları, siz bir adam öldürmüştünüz ve sonra da bu [suç]un sorumluluğunu birbirinizin üstüne atmıştınız. Oysa Allah, sizin örtbas ettiğiniz her şeyi56 açığa çıkarmaya kâdirdir. 73 Biz dedik ki: “Bu [prensib]i bu gibi [çözümlenmemiş cinayet olay]larının bazılarına da uygulayın:57 Bu yolla Allah canları ölümden korur ve kendi iradesini size gösterir58 ki (bunu görüp) muhakemenizi kullan[mayı öğren]ebilesiniz.”

74 Ama, bütün bunlardan sonra kalpleriniz katılaştı; kaya gibi hatta daha da sert oldu: Çünkü, unutmayın, öyle kayalar var ki içinden ırmaklar fışkırır; ve öylesi de var ki yarıldığında içinden su çıkar; bazısı da Allah korkusuyla (yerinden kopup) aşağı yuvarlanır.59 Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir!

75 ŞİMDİ, onların tebliğ ettiğiniz şeye inanacaklarını bekliyor musunuz?60 Aksine, birçoğu Allah’ın kelâmını dinler ama onu anladıktan sonra bile bile çarpıtırlar.61 76 Nitekim, imana ermiş olanlarla buluştuklarında, “[Sizin inandığınız gibi] inanıyoruz!” derler; ama birbirleriyle başbaşa kaldıklarında, “Rabbinizin kelâmını62 size karşı koz olarak kullansınlar diye mi Allah’ın size açıkladığı şeyleri onlara haber veriyorsunuz? Aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?” derler.

77 Bilmezler mi ki Allah, açığa vurdukları şeylerden de, gizlediklerinden de haberdardır?

78 Onlar arasında ilahî kelâmın63 gerçek bilgisine sahip olmayan, kitap ile ilgisiz insanlar var; [ki bunlar] sadece birtakım kuruntular[a tâbi olurlar] ve zanna dayanırlar. 79 O halde, yazıklar olsun onlara ki, kendi elleriyle, ilahî kelâm[dan olduğunu iddia ettikleri hususlar]ı kaydettikten sonra, az bir kazanç elde etmek için, “Bu Allah’tandır!” derler. (Böyle diyerek) kendi elleriyle kaydettiklerinden ötürü yazıklar olsan onlara! Ve yine bütün o kazandıklarından ötürü yazıklar olsun böylelerine!64
80 Ve onlar: “Ateş, bize birkaç günden fazla dokunmaz” derler.65 De ki [onlara]: “Allah’tan bir söz mü aldınız -çünkü Allah hiçbir zaman sözünden caymaz- yoksa asla bilemeyeceğiniz bir şeyi mi Allah’a isnad ediyorsunuz?”

81 Evet! işte [böylesine] büyük bir kötülük işleyen ve [bunun] günahıyla çepeçevre kuşatılan kimseler var ya, işte böyleleridir içinde kalmak üzere ateşe mahkum olanlar! 82 İmana ermiş olup doğru ve yararlı işler yapanlara gelince, sürekli içinde kalmak üzere cenneti hak edenler de işte bunlardır.

83 VE BİR ZAMAN, [ey] İsrailoğulları, [sizden] şu (konularda) kesin taahhüt almıştık:66 “Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz; akraba ve ebeveyninize, yetimlere ve fakirlere iyilik yapacaksınız; bütün insanlarla güzellikle konuşacaksınız; namazlarınızda dikkatli ve devamlı olacaksınız ve karşılıksız yardımda bulunacaksınız.”67
Ama, birkaçınız dışında bu sözünüzden döndünüz: zaten siz, inatçı, isyankar bir toplumsunuz!6884 O zaman, birbirinizin kan

ını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan sürmeyeceğinize dair kesin söz almıştık sizden, siz de kabul etmiştiniz; ve [şimdi de] buna şahitlik yapıyorsunuz. 85 Buna rağmen yine sizlersiniz birbirinizi katleden ve -kesinlikle yasaklanmış olduğu halde- kendi halkınızdan bir kısmını yurtlarından süren, onlara karşı günahkarlık ve nefrette yarışıp yardımlaşan ve esir olarak elinize düştüklerinde onları ancak fidye alarak bırakan!69
Böyle yaparak, ilahî kelâmın bir kısmına inanıyor, diğer kısmını inkar mı ediyorsunuz? Öyleyse bilin ki, içinizden böyle yapanların karşılığı, bu dünya hayatında zilletten ve Kıyamet Günü en acıklı azaba uğratılmaktan başka bir şey olmayacaktır. Zira Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

86 Ahiret hayatı karşılığında bu dünya hayatını satın alanlar var ya, işte böylelerinin azabı hafifletilmeyecek ve onlara yardım edilmeyecektir.

87 Biz Musa’ya ilahî kelâmı bahşettik ve birbiri ardınca o’nu izleyen elçiler gönderdik:70 Meryem oğlu İsa’ya da hakikatin tüm kanıtlarını vahyettik ve o’nu kutsal ilham71 ile güçlendirdik. [Ama] ne zaman bir elçi hoşunuza gitmeyen bir şey getirdiyse küstahlıkta haddi aşarak bir kısmını öldürdüğünüz72 ve diğerlerini yalanladığınız doğru değil mi?

88 Ama onlar: “Kalplerimiz zaten bilgi ile dolu!”73 derler. Hayır, bilakis Allah, onları hakikati kabullenmeyi reddettikleri için gözden çıkarmıştır: Zira onlar, sadece basmakalıp birkaç şeye inanırlar.74
89 Ve ne zaman Allah katından onlara, halen sahip oldukları hakikati tasdik eden bir [yeni] vahiy geldiyse, daha önce, hakikati inkara şartlanmış olanlara karşı üstün gelmek için yalvarıp yakardı[klarını çarçabuk unutarak] daha önce tanıdıkları [hakikati] bu defa inkara kalkıştılar. Ve Allah’ın lâneti, hakikati inkar eden herkesin üzerinedir.

90 Allah’ın lütfunu dilediği kuluna bahşetmesini kıskanarak75 Allah’ın indirdiği hakikati inkar etmeleri ve böylece kendilerini kaptırdıkları şu [boş gurur] ne kötü! Onlar böylece Allah’ın gazabını tekrar tekrar hak ettiler. Ve o hakikati inkar edenler için hazırlanmış utanç verici bir azap vardır.

91 Nitekim onlara: “Allah’ın indirdiğine inanın!” denildiğinde, “Biz [yalnızca] bize indirilene inanırız!” diye cevap verirler; ve zaten bildikleri bir gerçeği tasdik ve teyid eden bir hakikat bile olsa, sonra gelen her haberi inkar ederler.

De ki: “Madem [gerçek] müminler idiniz de neden Allah’ın önceki peygamberlerini öldürdünüz?”76
92 Gerçekten Musa size hakikatin tüm kanıtları ile gelmişti (ama) o’nun yokluğunda hemen [altın] buzağıya tapmaya başlamış ve böylece haince bir davranış içine girmiştiniz.

93 Biz o zaman, Sina Dağı’nı üzerinize kaldırıp, “Size emanet ettiğimiz şeye [bütün] gücünüzle sarılın ve ona kulak verin!” [diyerek] sizden kesin bir taahhüt almıştık.

[Bütün bu hatırlatmalara rağmen] onlar: “Dinledik, ama itaat etmiyoruz!” derler.77 Zira, hakikati reddetmeleri yüzünden bunların kalplerini [altın] buzağı sevgisi kaplamıştır.78
De ki: “Ne kötü (şu) inancınızın sizi yönelttiği [şey]! Eğer gerçekten bir şeylere inanıyorsanız.”

94 De ki: “Eğer Allah katındaki ahiret hayatı, başka hiç kimseye değil de yalnız size mahsus ise79 ve bu kanaatinizde samimi iseniz o zaman ölümü arzulamanız gerekmez mi?”

95 Ama kendi elleriyle yapıp-ettikleri ortadayken bunu hiçbir zaman temenni etmeyecekler: Allah zalimleri her halleriyle bilmektedir. 96 Ve sen onları başkalarından daha ihtirasla hayata sarılmış göreceksin, hatta Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırmaya şartlanmış olanlardan bile daha çok: onların her biri binlerce yıl yaşamak ister; halbuki uzun yaşaması, böyle birini [ahirette] azaptan kurtarmaz: zira Allah onun bütün yapıp-ettiklerini görmektedir.

97 [EY PEYGAMBER, onlara] şunu anlat: Kim ki, Allah’ın izniyle senin kalbine, önceki çağlarda indirilenleri doğrulayan, inananlara bir muştu ve rehber olan bu [ilahî kelâm]ı indirdiği için Cebrail’e düşmanlık besliyorsa; 98 kim ki Allah’a, O’nun meleklerine, Cebrail ve Mikail de dahil O’nun elçilerine düşmanlık besliyorsa, bilsin ki Allah da hakikati inkar eden herkese düşmanlık beslemektedir.80
99 Gerçekten Biz sana apaçık mesajlar indirdik ve onların gerçekliğini yoldan çıkmış olanlardan başkası inkar etmez.

100 Ne zaman [Allah'a] söz verdilerse bazıları sözlerini (çiğneyip) bir kenara atmadı mı? Gerçek şu ki, aslında onların çoğu inanmıyor.

Sponsorlu Bağlantılar

Hakkında Serkan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Scroll To Top