Pazartesi , Nisan 21 2014
Son Haberler
Anasayfa / Dini Bilgiler / Dua Nasıl Edilir

Dua Nasıl Edilir

Sponsorlu Bağlantılar

Dua Nasıl Edilir
Bir mümin ancak dua vasıtasıyla Allahü Teâla’ya ulaşabilir..

“Allahü Teala (c.c.) çok rahmet edendir. O’nun rahmet denizi tükenmez bir denizdir ve O’nu arayan hiçbir zaman O’na ulaşmaktan mahrum kalmaz. Ama bunun için geceleri kalkıp Allah’a dua edin ve O’nun lütfunu talep edin.”

Duanın ne etkisi var diye düşünülmemelidir.Bu insanın yaratılışında vardır.Mesela bebekler acıktığı zaman ağlayarak sızlayarak süt ister, bağırıp çağırırlar. Böylece ızdırabını bildirirler. Annenin vücudu kendiliğinden harekete geçiyor ve göğüslerine kendiliğinden süt iniyor. İşte Kul ile Allah arasındaki ilişki de bu şekildedir. Bunu normal insanlar anlamayabilirler, ama anneler iyi bilirler. Bir anne ile bebek arasındaki ilişki nasılsa, kul ile Allah arasında ki ilişki de böyledir.

Kul Allah’a yalvardığı zaman, ama içtenlikle, ızdırap duyarak ve ağlaya sızlaya yalvaracak, işte o zaman Allah’tan da rahmet sütü iner.

Bu zaten dua için de gerekli şartlardandır. Yani içtenlikle, ızdırap çekmemiz, içtenlikle acıktığını bildirmemiz.

Sadece kuru dille edilen duanın bir anlamı yoktur. İçten olmak şarttır.

Yine dikkat ediniz ki, namaz bir vergi değildir. Bugün devamlı olarak hocalar öyle anlatırlar ve derler ki namaz borcumuzdur. İşte bu nedenledir ki borçlunun alacaklısından kaçması gibi, Müslümanlar namazdan kaçıyorlar. Çünkü böyle bir ilişki kuruluyor. Sanki haşa Allahü Teala alıcıdır, bizde borçlu. Bu yüzden de namaz kılanlar hızlı hızlı bir şekilde ateş üzerinde duruyorlarmış gibi çarçabuk namazı kılıp bitiriyorlar. Namaz bir vergi değildir. Tam tersine kul ile Rabb arasında ebedi bir ilişki kurmak içindir.

Kul ile Rabb arasında bir çekicilik ve karşılıklı bir ilişki vardır. Allahü teala bu ilişkinin devamlılığının sağlanması için, bizim için namazı emretti. Nasıl bir meyvanın bir lezzeti varsa, yemenin içmenin bir lezzeti varsa, namazında bir lezzeti vardır. O’nun içine Allahü Teala bir lezzet koymuştur ve bu lezzetle ilişki sürer. Kul ile Allah arasındaki o çekicilik, o birbirlerine olan bağ bu lezzetle devam eder. Bir evlilikte o erkek ile o bayanın ilişkisinde lezzet yoksa, o evlilik bozulur. Aynen bunun gibi mümin kul ile Allah arasında eğer bir lezzet yoksa, o ilişkide namazda bir lezzet yoksa o ilişki fesada uğrar ve bozulur.

Bu yüzden siz üzerinize kapıyı kapatıp Allah’a dua etmelisiniz ki, O bu ilişkinin kalıcı olması konusunda size yardım etsin ve size o lezzeti nasip eylesin. Kul ve Rabb arasında devam etmesi gereken lezzeti size nasip etsin.

Bu ilişki nurlarla doludur. Kul ve Rabb arasındaki bu lezzet ilişkisi (ki onun ayrıntılarını tarif etmek mümkün değildir) olmadığı müddetçe bir insan, hayvandan farklı değildir. Eğer hayatınızda birkaç kere dahi lezzet aldıysanız ve bunu hissettiyseniz tamam siz tadını aldınız, ancak bu size hayatınızda birkaç kere bile nasip olmadıysa siz körsünüz.

Ayrıca namazda Fatiha suresiyle dua etmek çok etkileyici çok tesirlidir. Namaz içersinde siz ne kadar namazı tatsız tuzsuz kılsanız bile “İyyake na’büdü, ve iyyake nesta’in” ayeti kerimesini sık sık tekrarlayın. Namazınız ne kadar lezzetsiz olsa dahi buna zorlayın kendinizi. Ne demektedir bu ayeti kerime “Ey Allah’ım ben yalnız sana ibadet ederim ve yalnız senden yardım diliyorum.” Yani, Ey Allah’ım bak benim namazımda lezzet yok, ben sana tapıyorum, sana ibadet ediyorum, senden yardım diliyorum. Bana bu konuda lezzet nasip eyle.

Yine bazen de “İhdinassıratal müstakim” ayeti kerimesini de sık sık tekrarlayın.

Yine özellikle secdede iken “Ya hayyu ya kayyum bi rahmetike estagiz”, “Ey hay ve kayyum olan Allah senin rahmetinden yardım dilerim. Burada Hayy ne demektir? “Ya hayyu”; Ey Diri Olan, bende manen dirilmek istiyorum, beni dirilt ölüm halinden beni çıkart. “Ya kayyum”; Kendisi Kayy yani Kendisi kalıcı olup, herkesin kalıcı olması O’na bağlı olan, benim bu ilişkim seninle kalıcı olsun. Bu demek değildir ki, bir iki gün devam etsin, bu ilişkiden benim aldığım lezzet kalıcı olsun, daimi olsun ve devam etsin.

Bakınız hayatın hiç itibarı yok. Ne zaman sona ereceğini de bilemeyiz. Dünya bir gaflet yeridir. Onun için geceleri kalkın dua edin. Ormanlara çıkın yalnız kalıp dua edin. Yalnız iken üzerinize kapınızı kapatıp dua edin ki, Allahü Teala sizi Nefsi Emmare (Yani kötülüğe teşvik eden nefis)’den kurtarsın ve elinizden geldiğince Allahü Teala’ya yalvarmayı adet edinin. Çünkü o ağlayanlara Rahmet eder.

Elinizden geldiğince Allah’a yalvarmayı adet edinin. Çünkü O, ağlayanlara rahmet eder. Ayrıca Allah indinde tertemiz olmaya çalışın ki Kuran’ın istediği budur. Tembellik hiçbir işe yaramaz ve hiçbir hedefe ulaştırmaz. Hiç çabanız olmadan, ulaşacağınız menzil de bir hiçtir.

Biliniz ki dua ile çok büyük mucizeler gerçekleşir. O kadar ki, kuru bir ağaç dahi yeşerir ve ölü diriltilir. Duanın büyük tesirleri vardır. Ne kadar günah içinde batmış olursanız olun, dua sizi kurtarır. “Allah’ın lütfunu cezbetmenin en kolay yolu duadır.” Ama duanın cezbedici olması için de bazı şartlar var. Bir kere kalbinizin rikkatli olması lazım. Ne demektir rikkat? Yani kalp yumuşaklığı lazımdır. Kalbinizde ızdırap ve üzüntü olması lazım. Tevazu ve acizlik içinde olmak lazım. İşte bu duygularla edilen dua Allah’ın lütfunu cezbeder ve gerçek amacınıza sizi ulaştırır.

Gerçek anlamda dua eden kişinin ruhu, Allah’ın indinde bir suyun aktığı gibi akar gider Rabbine. İşte böyle bir duada insan kendi zaafları ve tökezlemelerinden dolayı güçlü ve muktedir olan Allah’tan güç ister ve mağfiret diler. Çünkü kendini çok güçsüz görür. İşte kendini ne kadar güçsüz görüyorsa onun ruhu o kadar akıp Allah’a (c.c.) doğru gider. Bu öyle bir durumdur ki, bunun ikinci ismi ölümdür. Sanki insan bir ölümden geçer. Böyle bir an size nasip olursa anlayınız ki o an duanın kabulünün vaktidir. İnsana duaların kabulünün kapıları açılır. Allah’a çok yaklaşmış olan insanların hali budur. Bu insanlar nasıl ki biz nasıl ki cesedi evirip çevirebiliyorsak, artık bir ölü gibi kendi istek ve iradesi kalmamış bir şekilde Allah’ın elindedir. Bu insanın duaları çarçabuk kabul edilir ve gerçek makamda budur.

Duaların şartları
Birincisi; Kuranı Kerim’de Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Ey Muhammed, benim kullarım soruyorlar, Allah nerededir, Rab nerededir? Sen onlara de ki,O sizlere yakındır ve dualarınızı kabul eder.” Peki duanın kabulünün şartı nedir? İnsanlar eğer dualarının kabulünü istiyorlarsa o zaman birinci şart, Allah’ın dediklerine uyulmasıdır. Çünkü, bir köle efendisinin dediği her şeyi uyguladığı zaman, o mükafatlandırılır. Duadada böyle bir ilişki vardır.

İkincisi, Kuran-ı Kerim’de diyorki “Bana inansınlar, iman etsinler”. Peki Allah-ü Teala neden burada dedi ki “Bana inansınlar”? İnanmayan insan zaten dua etmez. Şöyleki bazen insan birinin dediklerini yaparda, yaparken pek güvenmez. Mesela yapar ama karşısındakinden korktuğu için yapar. Ona olan güveninden değil. Düşüncesi ben bu kişinin dediğini yaparsam, söylediği sonuçları elde ederim değil. Korktuğundan yapıyor. Bun bunun dediğini yapayım, yoksa kötü olur gibi. İşte bu yüzden Allah-ü teala dedi ki “Bana inansınlar”. Bana inansınlarki ben de dualarını kabul edeyim. Yani bir insan hem Allah’ın dediğine uyacak ve hem de Allah’a suizan (kötü zan) beslemeyecek, acaba dua edersem kabul edilir mi diye. Düşünecek ki “Hayır. Benim Rabbim duayı kabul eder ve O’nun gücü herşeye kadirdir.” diye. İçtenlikle dua ederken bu şarttır. İşte o zaman Allah-ü Teala bu nedenden ötürü onun duasını kabul eder. Çünkü bu kul bir taraftan O’nun dediklerini yapıyor, diğer taraftan da O’na güveniyor. Benim Rabbim ne dedi ise o olacaktır diye.

Şimdi bu demek değil ki ben bugün dua ettim de yarın cevabı gelsin. Bu konuyu örneklerle açıklamaya çalışacak olursak. Hz. İbrahim (a.s.), Resulülah’ın zuhurundan 2500 sene evvel dua etti ve dedi ki,

“Ey Allah’ım, o peygamberi gönder ve o peygamber benim neslimden olsun.” Peki bu duanın neticesi ne zaman zuhur etti; 2500 sene sonra. Buradan anlıyoruz ki, mümin dua ederken “Bana güvenecek, bana inanacak”, yani umutsuzluğa kapılıpta duayı terketmeyecek. Hemen niye sonuç çıkmadı diye şartta koşmayacak. Duasını ettikten sonra güvenecek ki Allah duamı işitti ve o duaları kabul edendir diye ve Allah’ın iradesine boyun eğecek artık.

Zamanın birinde bir evliya varmış. Bu evliyanın bir müridi,

“Mürşit Hazretlerine gideyim de bir dua isteyeyim” demiş. Gitmiş Mürşit’in dergahına ve orada bir süre kalmış. İlk gün, gece bu murid, teheccüde kalkmış .Mürşidi de teheccüd kılıyormuş. Namazı kılarken Mürid, Mürşid’ine gelen bir sesi duymuş, “Senin şimdiye kadar ettiği dualarını red ettim:” diye. Şaşırmış mürid. İkinci gün tekrar Mürşidi ile teheccüd namazına kalkıyor ve yine aynı sesi duyuyor. Mürid düşünmeye başlıyor, “Allah Allah, demek bizim Mürşid de pek bişey yokmuş, o da bizim gibi imiş. Baksana duaları kabul edilmiyor. Ha biz ha o.” diye. Üçüncü gün tekrar kalkıyorlar namaza ve yine aynı sesi duyuyor. Artık dayanamayan Mürid, Mürşide giderek,

“Efendim, madem size üç gündür bu ses geliyor ve kabul etmiyorum diyor, siz niye ısrarla devam ediyorsunuz.” demiş. Bunun üzerine o zat demişki,

“Yavrum bak benim işim yalvarmak. Karar bildirmek O’nun işidir, benim işim değil. O yüzden beni ilgilendirmez. O kendi işini yapıyor, ben de kendi işimi yapıyorum. O kendi işini yapıyor diye ben vazifemden vaz geçecek değilim. Hem ben 30 yıldır bu sesi duyuyorum. Sen üç gecede mi sıkıldın.” diye konuşurlarken tekrar bir ses duyuldu ve

” Senin geçmiş bütün duaların kabul ettim:” dedi.

Yine bir alimin çok güzel bir sözü var. Burada onuda zikretmek gerek. Diyorki,

“Benim bir duam kabul edilirse ben ister istemez seviniyorum, ama red edilirse bu beni daha çok sevindiriyor çünkü o zaman Rabbimin rızasına razı oluyorum.” Buradan da başka birşey anlıyoruz ki, mümin dua ederken benim istediğim olsun diye dua etmiyor. Bu konuda benim Rabbimin rızası belli olsun diye dua ediyor. Gerçek mümin de neticesi ne olursa olsun o karara uyar. Ama bugün insanların genel olarak hali nedir? Bir konuda dua etti ve diyelim ki duası kabul edilmedi hemen isyan eder ve der ki

“Bu dua olmadı, veya ben kimim dua etmek kim.” Ya da “Ben duası kabul edilecek birisi değilim” diye. Böyle şeyler düşünerek insanlar bilmeden isyana giderler. Bu da neden kaynaklanıyor. Yukarıda da zikredildiği gibi insanlar Allah’a yeterince inanmış ve güvenmiş değiller. İşte bu nedenle iman ve güvenmek duanın şartlarındandır.

Duanın kabulünün üçüncü şartına gelelim. Resulüllah (s.a.v.),

“Eğer sen Allah-ü Teala (c.c.) senin zorluklarını sorunlarını kaldırsın istiyorsan, o zaman sende Allah-ü Teala’nın kullarının sorunların ve zorluklarını ortadan kaldırmaya çalış.” dedi. Bu da duanın kabulünün bir yoludur. Eğer bizim Allah-ü Teâla’nın yardımına zor durumda olduğumuzdan dolayı ihtiyacımız varsa, aynı şekilde bizim gibi zor durumda olan insanlara yardım etmemiz lazım.

Bir arkadaşımızın örneğin burada vermek isteriz. Şöyleki, bu arkadaşımız fakülte son sınıf imtihanlarına girmişti. Bu sınavlarından birisi ise çok kötü geçmiş idi ve o dersten kalsa idi kendisini çok sıkıntıya düşürecekti. Hiç geçme ihtimali de yok. O anlatıyor diyor ki,

“Benim tek umudum dua etmekte idi. Bunun üzerine şunu düşündüm ve dedim ki: Eğer Allah-ü Teâla benim bu kulum hak etti mi hak etmedi mi diye düşünecek olursa, ben kesinlikle o sınavdan geçmeyi hak etmedim. Yeterince de çalışmamıştım. Peki o zaman ne yapmam lazım dedim ve şu sonuca vardım ki, yardıma ihtiyacı olsun veya olmasın insanlara yardım etmem lazım. Hal böyle iken bir gün bir arkadaş ile yolda giderken bir dilenci elini uzattı ve

- Allah rızası için yardım edin, dedi, ben de cebimde ne varsa çıkarıp verdim ona. Bunun üzerine yanımda bulunan arkadaşım dayanamadı ve;

- Görmüyor musun, sağlıklı ve genç bir adam, belli ki ihtiyaç sahibi de değil. Niye verdin, dedi.

- Vallahi, benim bu günlarda Allah-ü Teâla’ya bir işim düştü ve eğer ben, bu benden yardım isteyen haklımıdır haksızmıdırdiye bakacak olursam yandım. Çünkü eğer Allah-ü Teâla’da bana aynı şekilde muamele ederse bende hak etmedim. Ancak bu şekilde Allah’ın rahmetini coşturabilirsem coştururum, dedim.

Ne kadar ilginçtir ki,ben o sınavdan tam geçebilecek notu aldım. Böylece Allah-ü Teâla gösterdi ki, bu iş olacak değildi, ancak senin dua şeklin ile böyle oldu, diye.”

Dolayısıyla bizler sıkıntıya düşmeyi beklemeden de daima sadaka vermeye kendimizi alıştırmalıyız. Sıkıntısı olanlara gidip yardım etmeliyiz. Eğer kendi sıkıntısının kalkmasını da istiyor isek bununla beraber Allah-ü Teâla’ya içtenlikle yalvarmamız da lazım.

Duanın kabulünün dördüncü şekline gelecek olursak, o da Resulüllah (s.a.v.)’a bol bol salat getirmektir. Bunun da birçok nedenleri var. Bu sebeplerden bir tanesi şudur: Biz diyebiliriz ki, Peygamberimiz için ben dua edeyim veya etmeyeyim, Resulüllah (s.a.v.) ve O’nun makamı çok yücedir. Benim duama O’nun ihtiyacı yok, diye. Ancak Resulüllah (s.a.v.) bir hadisinde ” Bir insan Allah-ü Teâla’ya hamd etmeden ve bana salat göndermeden dua etti ise o kişi acele etmiştir” buyurdular. Yani siz önce Allah’a hamd edeceksiniz ve bana salat getireceksiniz, sonra kendi duanızla Allah’a yöneleceksiniz. Hamd konusuna sonra geleceğiz. Burada neden denmiştir ki, peygambere de salat getirin sonra duanızı edin diye. Şöyleki, Resulüllah (s.a.v.)’ın bizim üzerimizde o kadar çok iyilikleri vardır ki, biz maddi olarak o iyiliklerin karşılığını veremeyiz. Bu bizim için mümkün değildir. Peki bir insan maddeten bir insana iyiliğinin karşılığını veremiyorsa o kişi ne yapabilir? En az O’na dua edebilir. Çünkü elinden gelen başka bir şey yok.

Şimdi bizim burada Resulüllah (s.a.v.)’a dua etmemiz, O’nun bizim dualarımıza ihtiyacı olduğundan değildir. İnsanın bilmesi lazımdır ki, biz O’na teşekkür borçluyuz ve başka bir teşekkür şekli de olmadığından Allah-ü Teâla bizi bu konuda serbest bıraktı. “Peki siz Peygambere dua edin” Çünkü eğer Peygamber Efendimize dua etmemiz yasaklanmış olsa idi, o zaman aşıklar ölürdü. Bu insan yaradılışının bir gereğidir. Çünkü insan kendisine birisi bir iyilik yapmış ise ona önce maddeten bir iyilik yapmaya çalışır, bu olmaz ise bir hediye vermeye çalışır bu da olmaz ise o zaman en azından dua eder. “Sen bana şu iyiliği yaptın, Allah ne muradın varsa versin” der.

İşte bu yasaklanmış olsa idi mümin ölürdü. Tabik igerçek anlamda müminler. Çünkü mümin Resulüllah (s.a.v.)’ın iyiliklerinin karşılığını hiçbir zaman veremeyecektir. İşte insan salat getirirken ve Peygamberimiz için dua ederken teşekkürünü bildirmektedir. “Ey Rabbim, Resulüllah (s.a.v.) bu kadar iyilikler yaptı, sen O’na rahmet et vb.” diye. Allah-ü Teâla Kur’an-ı Kerim’de,” Hamd edene, nimetimi arttırırım.” İşte kim şükrederse bilsin ki, Allah-ü Teâla ona nimetini arttıracaktır. Bunun bir şekli de Resulüllah (s.a.v.)’a dua etmektir.

Salat göndermenin bir nedeni de, yine insan yaradılışında da vardır: Biz yetkili bir kişi ile görüşürken, ister istemez onun sevdiği birisinden bahsederiz. Ona bize olan iyiliklerinden bahsederiz. O’nun bize olan sıcaklığını ve yakınlığını arttırmak isteriz. Dua meselesi insan fıtratına uygun bir meseledir. Biz bakıyoruz ki o yetkilinin sevdiği birisinden müteşekkür olmuş bir şekilde bahsederken, ister istemez bizim de ruh halimiz değişiyor. Bir tevazu hali geliyor ve ona uygun kelimelerle insan konuşmaya başlıyor. Bu hal aynı zamanda bizim karşımızdaki yetkili kişiye karşı olan ifadelerimiz daha güçlü ve anlamlı bir hal alıyor. İçten bir hal ile oradan ayrılmamıza neden oluyor.

Aynı şekilde Allah’ın huzurunda Peygamber Efendimiz için yapılan bir dua, bizim hem tevazuya girmemize, hemde içimizden dua kelimelerinin içtenlikle çıkmasına neden olur. Böyle bir dua da Allah indinde kabul edilir. Bir insan içtenlikle ve tevazu içinde dua etmek istiyorsa Resulüllah (s.a.v.)’a salat getirmek bir yoldur onun için.

Sponsorlu Bağlantılar
Aramalar
    /dua nasıl edilir

Hakkında Serkan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Scroll To Top