Pazartesi , Kasım 24 2014
Son Haberler
Anasayfa / Dini Bilgiler / Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri

Sponsorlu Bağlantılar

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri, H.971 (M. 1563) senesinde Kâbil şehrinde doğdu. H.1012 (M. 1603) de Delhi’de kırk yaşında iken vefat etti. Türbesi, Kutabrol denilen yerdeki kendi mescidinin yanındadır.

Orta boylu ve seyrek sakallı idi.

Gençliğinde ilim tahsili için Kâbil’den Semerkand’a gidip, zâhirî ve akli ilimleri, zamanının en büyük alimlerinden olan Mevlânâ Sâdık Hulvânî’den öğrendi. Yüksek yaradılışı ve kâbiliyeti ile kısa zamanda, ilimde en yüksek seviyelere ulaştı.

Zâhirî ve bâtinî kemâlat ile mücehhez, cezbe ve ilâhî aşk ile bezenmiş, zühd ve takva ile ma’ruf, cömertlik vasıflarına mâlik bir zat. Hâce Muhammed Bahaü’d-dîn Nakşibend (k.s) Hazretlerine mânen bağlı olmakla “Üveysî” idi. Zâhiren ise Mevlâna Hâcegî Emkengî (k.s) hazretlerine bağlıydı.

Hâce Ubeydullah Ahrar (k.s) hazretlerinin ruhaniyetinden dahi feyz almışlardır. İlk zamanlar Kâbil’den Semerkand’a gelerek orada zâhirî ilimler ile meşgul olmuşlar, daha sonra da Hâcegi Emkengî (k.s) Hazretlerinden bâtınî ilimleri öğrenmişlerdir.

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri ilim hayatından şöyle anlatmıştır:

-“Büyüklerin kitaplarından bir kitabı okurken, o büyükler bana göründüler, beni benden aldılar. Şah-ı Nakşibend’in (k.s) mübarek ruhaniyetleri, bana zikir telkin edip, cezbe ile taltif eyledi.”

“Gerçi biz, önceki veliler gibi çetin riyazetleri çekmedik ama, intizârlar (bekleyişler) ve büyük ızdıraplar gördük ki, bunların arasında riyazetler ve çok sert muameleler vardı.”

ANNESİNİN DUASI

İlk günlerinde annesinin duasını da şöyle anlatıyor:

- “İlk günlerimde muhterem annem, kararsızlığımın, kudretsizliğimin ve zayıflığımın çokluğunu görünce kırık ve mahzun bir kalb ile ihtiyaç ve acz içinde, içli bir ağlama ile gece seher vaktinde Allah Teâlâ’ya (c.c) yalvarıp, şöyle dua etti:

-“Ey benim ve seni istemekte herşeyden vaz geçmiş ve gençliğin lezzet ve arzularından el çekmiş olan oğlumun Rabbi! Ya onu maksadına kavuştur veya beni daha yaşatma ki, oğlumun maksadına kavuşmamasına ve elemine dayanamıyorum.”

“Annem çok defa gece yarıları sahralara çıkar, Allah Teâlâ’ya (c.c) böyle münâcaat ve dua ederdi. O dua ve yalvarmaları sebebiyle, Allah Teâlâ (c.c) benim kalb gözümü açtı. Allah Teâlâ (c.c) ona en iyi karşılıklar versin.”

ANNESİNİN DERGAHA HİZMETİ

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerinin annesi, evinde kendisine hizmet eden kadın hizmetçileri olduğu halde, dergahın hizmetini kendisi görürdü. Hatta ekmeği bile tandıra kendisi kor, pişirirdi. Yemekleri pişirip hazırlardı. Taze ekmeği dergahda bulunanlar için verir, kendisi kuru ekmek yerdi. Çoğu zaman bir kuru hasır üzerinde yatardı. Birgün Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri, annesinin güçsüz ve takatsiz bir hal almış olduğunu görerek, dergahın yemek pişirme işini bir başkasının yapmasını söyledi. Fakat annesi böyle bir hizmetten mahrum kaldım diye ağlayarak;

-“Bilmiyorum, ne kabahatim oldu ki, Allah Teâlâ (c.c) beni bu hizmetten mahrum eyledi. Yaptığım en iyi iş, o faziletli oğlum Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerine ve talebelerine ekmek ve yemek pişirmek idi. Onu da benden aldılar” dedi. Tevâzusunun, inkisarının ve edebinin çokluğundan, bu durumu oğlu Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerine açıklamadı. Annesinin bu ızdırabı, Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerine bildirilince, bir ni’met olan bu hizmeti tekrar annesine verdi.”

İSTİHARESİ

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri, salihleri ve meczubları aramakta çok gayret gösterir, birçok memleketi dolaşır ve temiz kalbi olanları bulur, onlardan nasibini alırdı. Bu seyahatleri sırasında Silsile-i aliyye-i Nakşibendiyye büyüklerinden birinin sohbetine kavuştu. Ona talebe olmak ve tam bağlanmak istedi. Bunun için istihare yaptı. Rü’yasında Muhammed Pârisâ (k.s) hazretlerini gördü.

Muhammed Pârisâ (k.s) rüyasında ona buyurdu ki:

-“Tasavvuf yolunda ilerlemek en iyi ahlak ile ahlaklanmaktır. Bu büyük nimet ve saâdet ele geçince, bu yolda elde edilecek faide, elde edilmiş demektir.”

TÖVBESİ

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri, başlangıçta ilk istifadesini şöyle anlatmıştır: “İlk defa günahlardan tövbe, Hâce Übeyd (k.s) hazretlerinin huzurunda oldu. Benim için Fâtiha okumasını istedim. Sonra Semerkand’da bulunan ve Ahmed Yesevî’nin (k.s) yolunda olan İftihâr Şeyh’e talebe olmak arzusu ile tekrar tövbe ettim. Her ne kadar “Siz gençsiniz, siz bu işe katlanamazsınız” dediyse de, arzumun çokluğunu görünce; “Bir Fatiha okuyalım” ve “Allah Teâlâ (c.c) istikamet versin, Büyüklerin maksadına uygun azimet nasib eylesin, kalbinde büyük değişmeler ve nefsinde harablıklar (ıslah) vâkî olsun” dedi. Bir başka zaman Emîr Abdullah Belhî’nin (k.s) huzurunda tövbemi yeniledim. Elimi müsafahaya yakın bir şekilde tuttu. Ümid edilir ki, bunun bereketi kıyamete kadar devam eder.”

Bundan sonra bir müddet daha dolaştım. Nihayet rüyada, Şah-ı Nakşibend (k.s) hazretlerinin huzurunda tam bir tövbe yaptım. Bundan sonra bende tasavvuf yoluna girmek arzusu aşikar oldu. Bu yola girmek için her çareye başvurdum. Nihayet mübarek zâtlardan biri bana;

-“Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) gelen zikir, neticeye kavuşturur” dedi. Bütün gayretimle bu sözü söyleyen zattan zikri ve murâkabeyi almak için uğraştım. İki sene o zâtın silsilesindeki zikre, murakabeye ve tesbihlere devam ettim. Her ne kadar bu sırada gizli işaretler diğer bir yola girmeyi gösterdiyse de, ayaklarımı yerden kaldıramadım. Böylece nefsi yenip gönül bahçeme, Allah Teâlâ’nın (c.c) izni ile büyüklerin kerem tohumunu ektim. İnşâllah o tohumu, ikram ve ihsan edip, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği nehirlerle beslerler. Bundan sonra Keşmîr’e gittim ve orada Baba Vâli’nin (k.s) sohbetine devam edip, bereketli nazarlarına ve teveccühlerine kavuştum. Cenab-ı Hakka hamd ve senâlar olsun ki, o teveccühler ile kabul kapısı aralandı. Keşmir’de sohbetine devam ettiğim Baba Vâli, nakşibendiyye yolundan icazetli olduğu için, kendilerine gelen tâlibin istidâdına o silsile yoluyla feyz verdiler. Baba Vâli’nin (k.s) vefatından sonra, bu yolda bilinen gaybet (kendinden geçme) hali ele geçti ve büyük velîlerin ruhları müjdeler verdiler, telkinlerde bulundular. Bereketli teveccühleri ile nisbetim, irtibatım kuvvetlendi ve gaybet dairesi genişledi. Yol açıldı ve aydınlandı. Velhasıl cem’ıyyet ele geçti.”

MÜRŞİDİNİ BULMASI

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri, Mâverâünnehr şehirlerinden birine giderken, bir gece rü’yasında Mevlâna Hâcegî Emkengî (k.s) hazretlerini görmüş o ona şöyle buyurmuştur:

-“Ey oğul, senin yolunu gözlüyordum.”

Mevlânâ Hâcegî Emkengî’nin (k.s) huzuruna kavuşup, çok yardım ve ihsanlar gördü. Hocası onun yüksek hallerini dinledikten sonra, üç gün üç gece onunla birlikte yalnız bir odada sohbet etti. Bir müddet ona feyz verdi. Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri, hocası olan evliyanın büyüklerinden Hâcegî Emkengî’ye (k.s) talebe olmasını şöyle anlatmıştır.

-“Nihayet inayetlerinin çekmesiyle hakikatler sahibi, irşad dergahı, Mevlana Hâcegî Emkengî (k.s) hazretlerinin huzuruna kavuştum. Candan bir arzu ve istek ile bi’at edip, müsafaha eyledik. Büyükler yolunu ondan aldım. Hâcegî Emkengî (k.s) hazretlerinin sohbetinde bulunmakla ve Şah-ı Nakşıbend (k.s) hazretlerinin ve halifelerinin yüksek ruhaniyetlerinin imdadı ile, bu büyükler silsilesine dahil olup, Hâcegî Emkengî’nin (k.s) halifesi olup makamına geçtim.”

Hâcegî Emkengî (k.s) hazretlerinin, Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerine hilâfet ve tam bir icâzet verip, Hindistan’a gönderdiğini duyan talebelerinden ba’zıları gayrete gelip, aralarında bir huzursuzluk hasıl oldu. Kendileri uzun müddet orada oldukları için yeni gelen bir gencin kısa zamanda tam bir icâzetle dönmesi onları düşündürmüştü. Hâcegî Emkengî (k.s) hazretleri bu durumu duyunca şöyle buyurdu:

-“Dostlarım bilsinler ki, bu gencin işini tamamlayıp buraya bizim yanımıza öyle gönderdiler. Yanımıza hâllerinin doğru olup olmadığını kontrol için geldi. Şüphesiz öyle gelen böyle gider.”

ESERLERİ

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerinin eserleri şunlardır:

1- Külliyat-ı Bâkî Billah
2- Mektupları,
3- Rubâ’ıyyat: Bu eserini İmam-ı Rabbânî hazretleri “Şerh-i Rubâıyyât” adıyla şerh etmiştir.

YÜKSEK HALLERİNDEN…

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri, daima hallerini gizlerdi. Çok mütevazi idi. Suâl soranlara zaruret miktarınca, kısa cevap verirdi. Bununla beraber, tasavvuf yolunda karşılaşılan derin ma’nâların halli için sorulan suâlleri, soranın tamamen anlayabileceği şekilde, çok açık olarak izah ederdi. Belki yanlış anlar ve yanlış yola gider düşüncesiyle, bu hususta çok dikkatli davranırdı. Dâimâ hüzünlü ve üzüntülü olduğu halde, huzuruna gelenlere neşeli ve tebessüm ederek konuşurdu. Müslümanlara çok yardım eder, iyi işlerinde onlara faydalı olmaktan hiç kaçınmazdı. Âlimlere ve büyüklere, aşırı bir ta’zim ve hürmetleri vardı.

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerinin şefkati ve merhameti o kadar çok idi ki, bir defasında Lâhor şehrinde kıtlık vâki olup, yaşamak güçleşmişti. O günlerde o da, Lâhor’da bulunuyordu. Hatta birkaç gün yemek bile yemedi. Her ne zaman huzuruna yemek getirseler; “İnsanlar, sokaklarda açlıktan can verirken, bizim yememiz insafa sığmaz” derdi. Getirilen yemeklerin hepsini açlara dağıtırdı. Lâhor’dan Delhi’ye giderken çok defa, daha bir-iki kilometre yol almadan, yaya yürüyen bir zavallıyı görür, hayvanından inip, onu bindirir, kendisi yaya yürürdü. Hatta tanıdıklarından biri bu yaptığını görerek; “Kendisi yaya gidiyor” demesin diye, tevazu’undan sarığını başına iyice geçirerek kendisini belli etmezdi. Şehre yaklaşıca hallerini gizlemek niyetiyle, tekrar hayvana binerdi. Şefkati ve acıması o kadar çoktu ki, hayvanlara bile şâmildi.

Bir gece teheccüde kalkmıştı. Bir kedi gelip yorganının üzerinde uyumuştu. Sabaha kadar sıkıntı ve mihnetlere katlanıp kediyi uyandırmadı. Eğer kendisinden bir harika, bir keramet zuhur etse, Allah Teâlâ’nın (c.c) mahlûkatına olan aşırı şefkatinden, acımasından dolayı derdi.”

Üç-dört yaşlarında küçük bir çocuk, İran’da şiraz’ın güneyindeki Firuz-abad kal’asının onbeş-yirmi metre yüksekliğindeki duvarından, zemin taş olan yere düşmüştü. Öyle ki çocuğun kulaklarından kan gelip nefesi kesilmişti. Çocuğun annesi bu hadise karşısında çocuğunu kucaklayıp, çaresizlikler içerisinde ağlayıp inleyerek, doğruca Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerinin huzuruna gitti. Derin bir üzüntü ve içli bir yalvarışla çocuğunun kurtulması için himmet ve dua istedi. Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerinin adeti şöyleYdi ki; teveccüh ve tasarruflarını, ma’nevi yardımlarını, sebepler altında gizlerdi. Bu durum karşısında da himmetini gizleyip bir tıb kitabı istedi. Kitabı alıp; “Öyle anlıyorum ki bu çocuk ölmeyecek!” buyurdu. Orada bulunanlar hayretler içerisinde kaldılar. Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri bundan sonra bir müddet sessizce durup çocuğa himmet ve duâda bulundu. Bir de baktılar ki çocuk eski haline gelip sapa sağlam oldu. Bu hadiseye şahid olanların şaşkınlığı bir kat daha arttı.

Doğruluktan ve mürüvvetten uzak olan bir asker, Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerinin komşularından birine eziyet etmekte idi. Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri, bu zulmü görerek, rahat edemeyip, o askere nasihat etti. Fakat o zalim asker nasihatlerini kabul etmedi. Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri, mazluma merhametinin çokluğundan, o zalime şöyle dedi:

-“Merhameti gibi gayreti de çok olanların (büyük velîlerin), komşularına yaptığınız bu iş sizi helâk eder. Haberiniz olsun!” İki-üç gün sonra o zalim askeri açıkça hırsızlık yapma suçundan yakaladılar ve öldürdüler.

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerinin komşularından bir genç içki içer ve her çeşit kötülüğü yapardı. Bunu duyar ve ıslahı için bekleyip tahammül ederdi. Birgün Hâce Hüsâmeddin’in haber vermesiyle, görevliler o genci yakaladılar ve hapse attılar. Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri bunu duyunca, Hâce Hüsâmeddin’i çağırıp darıldı. Hâce Hüsâmeddin (k.s); “Öyle fasık, öyle kötü bir kimsedir ki, kötülükleri sayısız ve başkalarına zarar verir haldedir” deyince, üzüntülü bir şekilde, derin bir ah çekip buyurdu ki:

-“Sen kendisini salih, temiz ve hayırlı gördüğünden senin nazarında o, fasık, kötü bir şerir görünüyor. Fakat biz ki, hiçbir şekilde kendimizi ondan farklı görmüyoruz. Nasıl olur da onun zararına bir söz söyleriz?” Sonra o genci, araya girerek hapisten çıkardılar.

O genç, komşusu Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerinin yakın alakası ve şefkati karşısında son derece memnun olup, günahlarına tövbe etti. Kötü işlerden vazgeçti ve salih bir kimse oldu.

MUHAMMED HÂŞİM-İ KİŞMÎ (K.S) ŞÖYLE ANLATMIŞTIR:

-“Birgün camilerden birinin yanında talebelere ayrılmış bir odada oturuyordum. Bir talebe diğer bir talebe ile evliyanın halleri üzerine konuşuyordu. Bir ara bu talebelerden biri, Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerinden bahsedip “Bu güne kadar çok yerler gezdim. Bu zamanda onun gibi nefsini terketmiş, cefâlar çekmiş, kimse yoktur” diyerek şöyle anlattı:

“Hâce Kutbüddîn hazretlerinin mübarek mezarlarının başındaydım. Aniden: “Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri geliyor” dediler. Mezara hizmet eden hizmetçi, mezara yakın bir yere, onlar için bir iskemle ve üzerine minder ve örtü koydu. Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri için hazırladı. Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri daha teşrif etmeden önce, kendinden habersiz biri içeriye girdi. Gözü iskemleyi ve üzerindeki örtüyü görünce;

-“Bu nedir ve kimin içindir?” dedi. Hizmetçi; Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerini göstererek;

-“Gelen şu aziz içindir” dedi. O kendinden habersiz adam kızarak, kötü söyleyerek, Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri için bağırmağa, sövüp saymaya başladı. Bu sırada Hâce Bâkî Billah (k.s) hazretleri içeri girdi. Söven kimse, onu görünce huzurunda, yüzüne karşı daha kötü sözler söyledi ve;

-“Ey filan! Sen buna layık mısın ki, senin için buraya minder koysunlar!” dedi: Adam bağırıp çağırmaktan ter içinde kalmıştı. Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerinin orada bulunan talebelerinden bir çoğu, onu ikaz etmek istediler. Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri hepsini göz işareti ile bu işten vazgeçirip kötü sözler söyleyen o kızgın adamın yanına gidip, yumuşak ve tatlı bir ifade ile,

-“Evet, senin dediğin gibidir, ben öyleyim, ben ona nasıl layık olurum, benim haberim olmadan bu işi yaptılar. Af ediniz efendim ve kalbinizi, bana karşı kötü düşünceden boşaltınız” deyip, kaftanlarının kolu ile o bağıran adamın alnının terlerini sildi. Sonra ona bir miktar para bile verdi. Böylece adamın öfkesi yatıştı. Bu hadiseyi nakleden kimse sonra şöyle dedi: “Ben o adamın bağırıp çağırmaları karşısında Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerinin halinde ve konuşmasında en ufak bir değişme görmedim. İşte o zaman yeryüzünde, melek sıfatı ile kimsenin bulunduğunu yakînen anladım.”

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretlerinin zamanında kendisini seven veliler kendisi ve fakirler için, altın ve gümüş paralar gönderirlerdi. Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri de bu paraları fakirlere dağıtırdı. Hakikatten uzak ba’zı zavallılar onu kendileri gibi zannedip dil uzatırlardı.

YÜKSEK HALLERİNDEN…

Muhammed Bâkî Billah (k.s) hazretleri bedenen zayıf olup, dâimâ abdestli olmaya, daha çok ibadet ve tâat yapmaya uğraşırdı. Yatsı namazından sonra odasına döner bir miktar murakabe ile meşgul olur, âzalarının zayıflığı galebe gösterince, kalkar abdest alır, iki rek’at namaz kılar, yeniden otururdu. Bedeninde halsizlik ve yorgunluk vaki olunca, tekrar abdest alır, gecenin çoğunu böyle geçirirdi.

Sponsorlu Bağlantılar

Hakkında Serkan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Scroll To Top