Pazar , Eylül 21 2014
Son Haberler
Anasayfa / Dini Bilgiler / Mutezile mezhebi

Mutezile mezhebi

Sponsorlu Bağlantılar

Mutezile mezhebi

Islâm’da ilk zuhur eden ve akideleri aklin isiginda izah edip temellendirmeye çalisan büyük kelam ekolünün adi. Lügatta, “uzaklasmak, ayrilmak, birakip bir tarafa çekilmek” gibi anlamlara gelen “i’tizal” kelimesinin ism-i fail sigasindan meydana gelen çogul bir isimdir. Müfredi, “mu’tezilî”dir. Kelime, hemen hemen ayni anlamlarda Kur’ân-i Kerim’de de geçmektedir: “Eger bana iman etmezseniz benden ayrilin, çekilin” (ed-Duhân, 44/21); “Ben sizden ve Allah’tan baska taptiklarinizdan ayrildim” (Meryem, 19/48; ayrica bk. el-Kehf 18/16, en-Nisâ, 4/90).

Mu’tezile mezhebini siyâsî ve itikadî olmak üzere ikiye ayiran ve ikincisini birincisinin devami sayan bazi ilim adamlarina göre bu isim, çok daha önceleri mevcuttu. Bunlara göre, Hz. Osman’in sehit edilmesinden sonra meydana gelen Cemel ve Siffin savaslarinda tarafsiz kalip, savaslara katilmayanlar, Mu’tezile’nin ilk mümessilleridir.

Sa’d b. Ebî Vakkas, Abdullah b. Ömer, Muhammed b. Mesleme ve Usame b. Zeyd gibi bazi kimseler meydana gelen savaslarda her hangi bir tarafi desteklemeyip, olaylardan uzak durmayi (itizali) tercih etmislerdi. Bu nedenle bunlara, “ayrilanlar bir kenara çekilenler” anlaminda Mu’tezile denmistir.

Mezhebin Dogusunu Hazirlayan Faktörler ve Tarihî Seyir:

Islâm’da itikadî meselelerin gündeme gelip tartisilmasina sebep olan ve neticede itikadi mezheplerin dogusunu hazirlayan çesitli faktörler vardir. Bunlar ayni zamanda, bir itikadî mezhep ve yeni bir düsünme biçimi olan Mu’tezile mezhebinin dogmasina da zemin hazirlamistir.

Bu faktörlerin basinda, müslümanlar arasinda zuhur eden ihtilaf ve çekismeler yer almaktadir. Çok ciddi boyutlara ulasan bu ihtilaflar neticesinde bir takim yeni meseleler ortaya çikmis ve tartisilmaya baslanmisti. Bu meseleler için teklif edilen çözümler, itikadi firkalarin dogmasina neden olmustur. Müslümanlar arasinda hararetle tartisilan meselelerden birisi de mürtekib-i kebîre’nin durumu idi. Haricîler, mürtekib-i kebîre’nin kâfir oldugunu iddia ederken, Mürciîler, mü’min oldugunu iddia ediyorlardi. Vâsil b. Ata ve taraftarlari ise, meseleye “el-menzile beyne’l-menzileteyn* (iki yer arasinda bir yer)” prensibiyle yeni bir çözüm sekli teklif ediyordu. Yaygin olan rivayete göre, bu çözüm önerisi ile Mu’tezile mezhebi ortaya çikmis oldu. Bu durumda Mu’tezile, müslümanlar arasinda zuhur eden yeni meselelere yeni bir bakis açisini ifade etmektedir.

Mu’tezile’nin dogusuna zemin hazirlayan amillerden birisi de, Islâm dininin fetih politikasiyla ilgilidir. Müslümanlar çok kisa bir zaman zarfinda Arap Yarimadasini asarak bir çok ülkeyi kendi topraklarina kattilar. Degisik kültür ve dinlere mensup olan bu ülkelerin ilhaki ile, bir takim yeni problemler ortaya çikti. Bu ülke halklarindan Islam’i kabul edenler yaninda etmeyenler de vardi. Kabul etmeyenler mensup olduklari dinlerin savunmasini yaparken, kabul edenler de, eski kültürlerinin etkisinden tamamen kurtulamiyorlardi. Köklü bir geçmise sahip olan Yahudilik, Hristiyanlik, Seneviye, Zerdüstlük gibi din ve görüsler, zaman içerisinde müesseselesmis ve belli bir savunma mekanizmasi da gelistirmislerdi. Islâm dini için henüz böyle bir mekanizma mevcut degildi. Çok geçmeden müslümanlarla tartismaya dalan yabanci unsurlarla basedebilmek için güçlü bir diyalektik (cedel) yönteme ihtiyaç vardi. Iste bunu hisseden ve bu dogrultuda yöntem gelistirmeye çalisan ilk alimler Mu’tezilîler olmustur. Mu’tezile, yabanci kültürlerden de istifade ederek Islâm düsüncesine Kelâm metodunu getirmistir. Gayri müslimlere karsi Islam’i savunma ve akideleri aklî bir platformda degerlendirme yolundaki takdire sayan Mu’tezilî gayret Islam düsüncesine yeni bir renk katmistir.

Mu’tezilî düsüncenin temel esprisi; Islâm akaidini aklî tefekkür zeminine oturtmak ve akilla çatistigi anda nassi aklin istekleri dogrultusunda tevil etmektir. Naklî düsüncenin yaninda, zaman içerisinde aklî düsüncenin de tesekkül etmesi; akli rehber kilan bir zümrenin ortaya çikmasi tabii bir durumdur. Bu durum, dinlerin normal seyri içerisinde tabii ve zorunlu bir merhalenin ifadesidir. Islam düsüncesinin bu merhalesinde aktif rol oynayan ve dolayisiyla felsefi düsünceye ve yeni ilimlere ragbet gösteren ilk kisiler Mu’tezilîler olmustur (Irfan Abdülhamit, a.g.e., s.121 vd.; Bekir Topaloglu, a.g.e., s. 171; Kemal Isik, a.g.e., s. 28; Muhammed Ebu Zehra, Islam’da Siyasi ve Itikadi Mezhepler Tarihi, Çev. E.Ruhi Figlali, Osman Eskicioglu, Istanbul 1970, s.180 vd.).

Iste bu ve benzeri sartlar altinda Mu’tezile cereyani Hicri birinci asrin sonlariyla ikinci asrin baslarinda Vâsil b. Ata ve Amr b. Ubeyd’in önderliginde Basra’da ortaya çikti. Genelde kabul gören görüse göre, Mu’tezile akimi Vâsil b. Ata ile Hasan el-Basrî arasinda geçen tartisma neticesinde ortaya çikmistir.

Mu’tezilî düsüncenin Basra’da ortaya çikisindan yaklasik bir asir sonra Bisr b. el-Mu’temir (öl. 210/825) baskanliginda Bagdat Mu’tezile ekolü de tesekkül etti. Temel prensipler itibariyle ayni görüsleri paylasan bu iki ekol mensuplari arasinda teferruatla ilgili bir çok görüs farkliligi da vardir. Vâsil b. Ata, Ebu’l-Huzeyl el-Allâf (öl. 235/850), Ibrahim en-Nazzâm (öl. 231/845), Ebu Ali el-Cübbâî (öl. 303/916), el-Câhiz (öl. 225/869) gibi Mu’tezilîler Basra ekolüne; Bisr b. el-Mu’temir, Sümame b. el-Esras (öl. 213/828), el-Hayyat (öl. 298/910) gibi Mu’tezilîler de Bagdat ekolüne mensuptur.

Terceme faaliyetleri çerçevesinde Islâm kültür dünyasina kazandirilan yeni eserlerle birlikte, siyâsî etkenlerin de tesiriyle giderek güç kazanan Itizal akimi kisa zamanda devlet ricalini de cezbeder duruma geldi ve daha Emevîler döneminde bile halifeler düzeyinde kabul gördü.

Bu mezhep bir fikir hareketi olarak Abbâsîler döneminde gelisip yayginlik kazandi. Abbasî halifelerinin Mu’tezile’ye karsi tutumlari genelde müspet olmustur. Harun er-Resîd döneminde (170-193/786-808) saraya kadar nüfuz etmis olan Mu’tezilî düsünce, altin çagini el-Me’mun (öl. 218/833), el-Mu’tasim ve özellikle el-Vâsik’in hilafetleri esnasinda yasamistir. Bu halifeler döneminde Mu’tezilî görüs devletin resmi mezhebi durumuna gelmis, Mu’tezile âlimleri de devlet ricâli nezdinde en muteber kisiler olarak saygi ve itibar görmüslerdir. Mu’tezile âlimleri, bu dönemlerde, halifeleri kendi düsünce ve kanaatleri dogrultusunda yönlendirdikleri gibi, kendileri de devletin yüksek kademelerinde mevki sahibi olmuslardir.

Mu’tezile’nin devlet otoritesi ve resmi mezhebi haline geldigi, yaklasik 198-232/813-846 yilllarini kapsayan bu dönem, Ehli sünnet âlimleri ve müslüman halk açisindan ve izdirabin hüküm sürdügü bir dönem olmustur. Mu’tezile doktrinini devletin resmi görüsü olarak benimseyen, devrin hükümdarlari el-Me’mun, el-Mu’tasim ve el-Vâsik, bununla yetinmeyip resmi organlar vasitasiyla halki da bu görüsleri kabullenmeye zorladilar. Özellikle, Kuran-i Kerim’in yaratildigini varsayan (Halku’l-Kur’ân’i* Mu’tezîli görüsün devlet eliyle zorla kabul ettirilmeye çalisildigi bu dönem, Islâm mezhepleri tarihinde “mihne” olarak bilinmektedir. Basta Ahmed b. Hanbel (öl. 241/855) olmak üzere, resmi düsünceye karsi çikan pek çok Islâm âlimi, bu tutumlarindan dolayi mahkûm edilip iskenceye maruz kaldilar.

Sponsorlu Bağlantılar
Aramalar
    /mutezile mezhebi

Hakkında Serkan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Scroll To Top