Çarşamba , Eylül 3 2014
Son Haberler
Anasayfa / Egitim / Ünlü Fizikçiler

Ünlü Fizikçiler

Sponsorlu Bağlantılar

Ünlü Fizikçiler
Michael Faraday (1791 -1867)

Fraday’in babasi Ingiltere’nin kuzeyinden 1791 başında Newington köyüne is aramak amaciyla gelmis bir demirci idi. Annesi Faraday’in zorluklarla dolu çocukluk döneminde ona duygusal yönden büyük destek olmus, sakin ve akilli bir köylü kadindi.Babalari çogu zaman hasta olan ve is bulmakta zorluk çeken Faraday ve üç kardesinin çocuklugu yari aç yari tok geçti.

Aile Sandemancilar adli küçük bir hiristiyan tarikatinin üyesiydi. Faraday yasami boyunca bu inançtan güç almis, dogayi algilama ve yorumlamada bu inancin etkisi altinda kalmistir.
Faraday çok yetersiz bir egitim gördü. Bütün egitimi kilisenin pazar okulu’nda ögrendigi okuma yazma ve biraz hesaptan ibaretti. Küçük yasta gazete dagiticisi olarak çalismaya basladi.

14 yasinda çiftci çiragi oldu. Ciltlenmek üzere getirilen kitaplari okuyarak bilgisini genisletmeye basladi. Encyclopedia Brtanica’nin üçüncü baskisindaki elektrik maddesinden özellikle etkilendi. Eski siseler ve hurda parçalardan yaptigi basit bir elektrostatik üreteçten yararlanarak deneyler yapmaya basladi. Gene kendi yaptigi zayif bir Volta pilini kullanarak elektrokimya deneyleri gerçeklestrdi.
Londra’daki Kraliyet Enstütüsü’nde Sir Humphrey Davy tarafindan verilen kimya konferanslari için bir bilet elde etmesi Faraday’in yasaminda dönüm noktasi oldu. Konferanslarda tutdugu notlari ciltleyerek is isteyen bir mektupla birlikte Davy’ye gönderdi. Bir süre sonra laboratuvara yardimci olarak giren Faraday, kimyayi çaginin en büyük deneysel kimyacilarindan biri olan Davy’nin yaninda ögrenmek firsatini elde etmis oldu. 1820′de Faraday, Davy’nin yanindan yardimcilik görevinden ayrildi.
Hans Christian Orsted, 1820′de bir telden geçen elektrik akiminin tel çevresinde bir magnetik alan olusturdugunu bulmustu. Fransiz fizikci Andre Marie Ampere tel çevresinde olusan magnetik kuvvetin dairesel oldugunu gerçektede tel çevresinde bir magnetik silindir olustugunu gösterdi. Ve bu bulusun önemini ilk kavrayan Faraday oldu. Soyutlanmis bir magnetik kutup elde edilebilir ve akim tasiyan bir telin yakinina konursa telin çevresinde sürekli olarak bir dönme hareketi yapmasi gerekecekti. Faraday üstün yetenegi ve deneysel çalismadaki ustaligiyla bu görüsü dogrulayan bir aygit yapmayi basardi. Elektrik enerjisini mekanik enerjiye dönüstüren bu aygit ilk elektrik motoru idi.
Faraday bu deneyleri gerçeklestrip sonuçlarini bilim dünyasina sunarken elektrigin farkli biçimlerde ortaya çikan türlerinin niteligi konusunda kuskular belirdi. Elektrikli yilan baliginin ve öteki elektrikli baliklarin saldigi, bir elektrostatik üretecin verdigi bir pilden yada elektromagnetik üreteçten elde edilen elektrik akiskanlari birbirinin ayni miydi? Yoksa bunlar farkli yasalara uyan farkli akiskanlar miydi? Faraday arastirmalarini derinlestirince iki önemli bulus gerçeklestirdi. Elektriksel kuvvet kimyasal molekülleri, o güne degin sanildigi gibi uzaktan etkileyerek ayristirmiyordu, moleküllerin ayrismasi iletken bir sivi ortamdan akim geçmesiyle ortaya çikiyordu. Bu akim bir pilin kutuplarindan gelsede, yada örnegin havaya bosaliyor olsada böyleydi. Ikinci olarak ayrisan madde miktari çözeltiden geçen elektrik miktarina dorudan bagimliydi. Bu bulgular Faraday ‘i yeni bir elektrokimya kurami olusturmaya yöneltti. Buna göre elektriksel kuvvet, molekülleri bir gerilme durumuna sokuyordu.
1839′da elektrige iliskin yeni ve genel bir kuram gelistirdi. Elektrik madde içinde gerilmeler olmasina yol açar. Bu gerilmeler hizla ortadan kalkabiliyorsa gerilmenin ard arda ve periyodik bir biçimde hizla olusmasi bir dalga hareketi gibi madde içinde ilerler. Böyle maddelere iletken adi verilir. Yalitkanlar ise parçaciklarini yerlerinden koparmak için çok yüksek degerde gerilmeler gerektiren maddelerdir.
Sekiz yil boyunca araliksiz süren deneysel ve kuramsal çalismalarin sonunda 1839′da sagligi bozulan Faraday bunu izleyen alti yil boyunca yaratici bir etkinlik gösteremedi. Arastirmalarina ancak 1845′te yeniden baslayabildi. 1855′ten sonra Faraday’in zihinsel gücü azalmaya basladi.Ara sira deneysel çalismalar yaptigi oluyordu. Kraliçe Victoria bilime büyük katkilarini göz önüne alarak Faraday’a Hampton Court’ta bir ev bagisladi.

Arsimet

Bilimin ilginç yönlerinden biri, kesif ve buluslarin bazen beklenmedik anlarda, rastlanti sonucu ortaya çikmasidir. Rastlanti sonucu kesif ya da bulus yapabilmek için yalnizca sansli olmak yeterli degildir. Bu rastlantilari degerlendirecek akla sahip olmak da önemlidir. Bilim tarihinde, rastlanti sonucu kesif ya da bulus yapan akilli insanlarin eglenceli öykülerine rastlariz. Iste bu öykülerden biri Eski Yunanli matematikçi Arsimet hakkinda.
Arsimet M.Ö. 3. yüzyilda Syrakusa’da yasamistir. Kaldiraç deneyleri, Arsimet burgusu bulusu ve sivilarin dengesi kanunlari ile ünlüdür. Fakat biz onu hamamdan bir anda çiplak bir sekilde firlayip sokaklarda “Buldum! Buldum!” diye bagirarak kosmasiyla taniriz.
Arsimet’i o gün hamamdan firlayip sokaklarda çiplak kosturacak kadar heyecanlandiran olay nedir? Her sey Syrakusa kralinin yeni bir taç istemesiyle baslar. Kral kuyumcusunu çagirir. Kuyumcuya kendisine saf altindan bir taç yapmasini buyurur. Taç hazirlanip kendisine sunuldugunda birden içine bir kusku düser. Kral her seyden kuskulanan bir adamdir. Ya taç saf altindan degilse, içine degeri altindan daha az olan gümüs ya da bakir eklenmisse? Altinin ilginç bir özelligi vardir. Ne kadar öteki metallerle karisirsa karissin kendi rengini, parlakligini korur. Kuyumcular saf altini 24 ayar olarak adlandirirlar. Ayar, degerli taslarin agirlik ölçü birimidir. Bir ayar 200 miligrama denk gelir. Altindan yapilmis takilara dikkat ederseniz, kimisinin 14 ayar oldugunu görürsünüz. Takinin üzerinde onun 14 ayar oldugunu gösteren bir damga vardir. Takinin 14 ayar olmasi, içinde % 58 altin, % 42 gümüs, bakir ya da diger metallerden bulundugunu gösterir. Bu karisim, takinin daha saglam olmasini saglar. Ama karisim kesinlikle saf altin görünüsüne sahiptir.
Kral için tacinin saf altindan olmasi önemlidir. Saf altin onun gücünü simgeler. Tacinin saf altindan olup olmadigini nasil anlayacaktir? Bu yüzden geceleri uyku uyuyamaz. Bir sabah karar verir. Artik bu iskenceye dayanamayacaktir. Akilliligiyla taninan matematikçi ve mühendis Arsimet’i sarayina çagirir. Ondan tacinin saf altindan olup olmadigini bulmasini ister. Arsimet hemen düsünür. Eger tacin boslukta kapladigi alani, yani hacmini bulursa bu sorunu çözecektir. Çünkü farkli maddeler, ayni agirlikta; fakat degisik hacimde olabilirler. Hatirlayin! Birbirimize sordugumuz hileli bir soruyu animsayalim. Bir kilo demir mi, bir kilo pamuk mu daha agir? Dikkatli olmazsak bu soruyu hemen demir diye yanitlariz. Günlük yasamdaki deneyimlerimizden pamugun hafif, demirin agir bir madde oldugunu biliriz. Fakat bir kilo pamuk da bir kilo demir kadar agirdir. Ikisini yan yana görme sansimiz olsaydi, bir kilo altini elimizde kolaylikla tasiyabilecegimizi fark ederdik. Bir kilo pamuk ise demirden daha fazla yer kaplar. Tasimak için bir torbaya gereksinimiz olur.
Arsimet, taç saf altindansa hacminin farkli, altindan baska metalleri de içeriyorsa hacminin farkli olacagini biliyordu. Ama yine de bir sorunu vardi: Tacin saf mi, karisim mi oldugunu nasil kanitlayacakti? Arsimet banyoda yikanirken tam da bu sorunun yanitini düsünüyordu? Küvetteydi ve musluk açikti. Suyun dolmasini bekliyordu. Düsüncelere dalmisken su tasmaya basladi. Birden fark etti! Tasan suyun hacmi, küvet içindeki vücudunun hacmine esitti. Birden taç gibi kati bir maddenin hacminin bu yöntemle ölçülebilecegini kesfetti. Eger taç agzina kadar suyla dolu bir kabin içine daldirilirsa, su tasacaktir. Tasan suyun hacmi ölçülürse, tacin hacmi de bulunmus olacaktir.
Taci yaparken kuyumcunun saf altindan bir küp kullandigini düsünün. Bu kübün agirligi 2,27 kg olsun. Bir kenarinin uzunlugu da 4,9 cm. Küp ya da prizma gibi düzgün geometriye sahip bir maddenin hacmini hesaplamak kolaydir. Üç kenarinin uzunluklarini birbiriyle çarpariz. Bu durumda kübün hacmi 4,9 cmx4.9 cmx4,9 cm = 118 cm3’dür. Eger taci yaparken kuyumcu esit miktarda altin ve gümüs kullanirsa, tacin agirligi degismez. 1,5 kg altin, 1,5 kg gümüsten olusan bir küp düsünün. Böyle bir küpün hacmi farkli olacaktir. 167 cm3 olarak hesaplanir. Metal karisimi kullanilarak yapilan taç, saf altindan olandan 1/3 oraninda büyük görünür.
Arsimet hemen kralin sarayina gider. Kraldan eski taçlarini ve yenisini getirmesini ister. Bir yandan hizmetçilere bir kap ve su getirmelerini söyler. Öte taraftan kuyumcu saraya çagirilir. Her sey tamam olunca, Arsimet önce eski taçlari agzina kadar su dolu kabin içine atar. Tasan suyun hacmini ölçer. Sonra yeni taci suya daldirir. Yeni tacin daha çok su tasirdigini görürler. Kuyumcu çok utanir. Arsimet’in rastlanti sonucu yaptigi bu kesif onun açisindan bir sanstir. Kuyumcu içinse yapilan deney tam bir sanssizliktir. Bugün Arsimet’in kesfi sayesinde biz tas gibi düzgün geometriye sahip olmayan maddelerin hacimlerini kolaylikla ölçebiliyoruz.
Arsimet sansli biri. Kesif ya da icat yaparken biraz sans gerekiyor. Ama sadece sans yeterli degil. Bir rastlantinin kesfe dönüsmesinde merak da önemli. Merakla çevremizde neler oldugunu, bunlarin nasil oldugunu kesfedebiliriz. Diger önemli nokta gözlem yapmak. Gözlerimizi, kulaklarimizi dört açmak! Iyi bir gözlemci, çevresini incelerken, herkesin gördügü hakkinda, kimsenin fark edemedigini düsünebilir. Bazi insanlar merak ve çevreyi gözlemek açisindan dogal bir yetenege sahiptirler. Ya da bu özellikler biraz dikkat, çaba planlama ve deneme ile edinilebilir. Sans eseri basina düsen bir elma ile Newton’un yerçekimini kesfetmesi gibi rastlanti sonucu bulunan pek çok icat ve kesif senelerce önce ya da yakin bir zamanda bilim tarihine kaydedilmis. 2000’li yillarda bilim, tip ve teknoloji alanlarinda sahip oldugumuz onca bilgiye ragmen hala bilmedigimiz çok sey var. Gezegenler arasi seyahat edilebilir mi? Kanserin ilaci bulanacak mi? Bilmiyoruz. Ama kesin olarak bildigimiz bir sey var. Insan; meraki, sorulari, çevresi hakkindaki gözlemleri ve yaraticiligiyla pek çok rastlantiyi kesfe ve bulusa dönüstürebilir.

Albert Einstein

1879 yilinda dogan Albert Einstein Almanya’daki okullarin siki disiplininden ve Alman sisteminin militarist olmasindan mutsuz olarak 16 yasinda Isviçre’ye gitti. Egitimini orada tamamlayan Einstein Isviçre patent bürosunda ise basladi. 1905′den itibaren modern fizigin gidisatini degistirecek 3 makale yayimladi. Fotoelektrik olay hakkinda olan ilk makale isigin parçacik ve dalga özelligi gösteren ikili bir karakteri oldugu hakkindaydi. Ikinci makalenin konusu ise Brown hareketi olarak bilinen akiskanlardaki taneciklerin hareketi üzerineydi. Bu makale kusku duyanlari ikna ederek kuram ve deney arasinda saglam bag kurulmasini sagladi. Üçüncü makale ise özel görelilik kurami hakkindaydi. Fizik dünyasinin çogu Einstein’i kuskuyla karsilamasina ragmen Einstein’in en beklenmedik sonuçlari bile kisa sürede dogrulandi. Einstein 1913′de Berlin’de çalismaya basladi. Bu dönemde kütle çekimi kuramini iki yüzyil önce Newton’un biraktigi noktadan alarak 1916′da genel görelilik kurami olarak ortaya koydu.Genel göreliligin ortaya koydugu uzay-zaman bükülmesi gibi bütün sonuçlar daha sonraki yillarda yapilan deneylerle dogrulandi. Daha sonra kuram evrenin genislemesinin bulunmasiyla da uyum sagladi. Einstein’in 1917′de ortaya attigi isinimin uyarilmayla yayimlanmasi fikri kirk yil sonra lazerin bulunmasiyla sonuçlandi. 1920′lerde gelisen kuantum mekaniginden rahatsiz olan Einstein klasik belirlenimci görüs yerine olasilikçi görüsü kabul etmedi. Kuantum mekanigine karsi “Tanri zar atmaz” diyen Einstein ilk defa yanilmis oldu. Bütün dünya çapinda büyük bir üne kavusan Einstein Nazi iktidariyla birlikte 1933′te Almanya’yi terk etti. Hayatinin gerisini A.B.D’de geçirdi. Einstein hayatinin son yillarini kütle çekimi ile elektro-magnetik kurami birlestirecek olan kurami aramakla geçirdi, ama bunda basarisiz oldu. Halen bu problem çözüm beklemektedir. Einstein 1955′te Princeton’da hayata gözlerini yumdu. Time dergisinin yaptigi ankette 20. yüzyilin en büyük kisisi seçildi.

Richard Philip Feynman (1918 -1988)

Richard Feynman 11 mayis 1918′de NewYork’da dogdu. 15 yasindayken difransiyel ve integral konularinda ustalasmisti. 1936 yilinda M.I.T’ ye kaydoldu ve verilen bütün fizik derslerini aldi. Daha sonra Princeton Universite’ sine mastir için gitti. Hayati boyunca atomalti parçaciklarin matematigiyle ilgilendi. Feynman doktorasini bitirdikten hemen sonra Arline Greenbaum ile evlendi. Arline Greenbaum tuberkiloz hastasiydi.

Feyman 1942′de Los Alamos’a çagrildi. Hans Bethe 24 yasindaki Feynman’i teorik bölümün lideri yapti. Feynman kritik kütle için gerekli olan uranyum miktarini tesbit etmek için çalisti. Hipotezini test etmek için Los Alamos’u havaya uçurmadan birçok deney araçlari gelistirdi. Oakridge uranyumun parçalanmasi sirasinda güvenlik problemiyle ugrasirken, Feynman çalisanlarin radyasyon zehirlenmesinden korunmasi için prosedürler gelistirdi. Savas sonrasi Bethe’yi takip ederek, Cornell Universite’sine gitti. Feynman burada atomalti parçaciklarin karmasik yapisi için basit bir gösterim gelistirdi. Onun bu gösterimi Feynman Diagramlari olarak bilinir.
1950′de Cal Tech’ e gitti. 1965′de Julian Schwinger ve Shinichiro Tomonaga ile birlikte elektrodynamik ile ilgili çalismalari dolayisiyla Nobel Fizik ödülü aldi. Feynman’in ders notlari “Feynman Lectures” adli yayinda toplandi. Feynman ayrica uzay mekigi Challenger kazasini arastirdi O-halka’ lari(O-rings) hatasini bularak dünyayi sasirtti. Feynman 15 subat 1988′de 69 yasindayken kanserden öldü.

Feza Gürsey (1921-1992)

1940′ta Galatasaray Lisesini bitiren Gürsey 1940-44 arasinda Istanbul Universitesi Fen Fakültesinde (IÜFF) fizik ögrenimi gördü. Daha sonra Ingiltere’ye gitti ve 1950′de Londra Universite’sine bagli imparatorluk bilim ve teknoloji yüksek okulu’nda doktora çalismasini tamamlayarak Türkiye’ye döndü.

1951′de IÜFF’ye genel fizik asistani olarak giren Gürsey, 1957′de ABD’ye giderek Brookhaven Ulusal Laboratuvari’nda ve 1958-60 arasinda Princeton Universite si’nde arastirmalar yapti.1960-61 yillarinda konuk yardimci profesör olarak Columbia Universite’ sinde dersler verdi. Ve daha sonra Türkiye’ye dönerek 1961′de Orta Dogu Teknik Universitesi’nin(O.D.T.Ü) Teorik Fizik Bölümü’ nde Profesör oldu. 1963′te yeniden ABD’ye giden Gürsey 1963-67 arasinda Yüksek Arastirma Enstütüsü’nde ve Yale Universite’sinde konuk profesör olarak dersler verdi. 1974′te O.D.T.Ü’den ayrilarak Yale Universitesi’ne geçti. Ve 1977′de Josiah Willard Gibbs adina kurulan kürsünün profesörlügüne atandi.
Feza Gürsey kuramsal fizik alnindaki çalismalarini atom çekirdegini olusturan parçaciklar arasindaki temel etkilesmelerin ve bu parçaciklarin iç yapisinin incelenmesi üzerinde yogunlastirdi. Temel parçaciklarin spinlerini inceledi. 1960′ta SU(2) X SU(2) bakisim grubunun lineer olmayan gösterimlerini gelistirdi. 1964′te Italyan fizikçi Radicati ile birlikte çalisarak, çekirdek kuvetlerinin, spin ve izospinin yanisira Gell-Mann ve Neeman’in önerdigi SU(3) grubunda etkin olan acayiplik’ten de bagimsiz oldugunu ifade eden SU(6) bakisim grubunu ortaya atti. 1974-76 arasinda M.Günaydin ile birlikte yaptigi çalismalarda o güne degin fizikte bulunmayacagi sanilan ayricalikli gruplarin belirleyebilecegi bakisimlari arastiran Gürsey, kromodinamik ve elektromagnetik etkilesme yapan renkli kuvarklar ile zayif(süresi 10 saniyeden uzun) ve elektromagnetik etkilesme yapan elektron, müon ve notrinolar gibi leptonlari biraraya toplayan bilesik bir E6 grubunun içerdigi oktonyon cebrinin renk dinamigiyle ilgisi oldugunu gösterdi. 1976′da da bu grubun bir bilesik grup olabilecegini önerdi. Gürsey’in bu çalismalari 1968′de TUBITAK Bilim Ödülü, 1977′de Oppenheimer Ödülü,1979′da Einstein Madalya’si, 1981′de New York Akademisi’nin Morrison Ödülü, ayni yil Istanbul Universitesi’nin madalyasi ve onur doktorlugu unvanini ve 1987′de Grup kurami vakfinin Wigner madalyasiyla ödüllendirilmistir. 1992 yilina kadar kaldigi Yale’de isgal ettigi kürsüyü ise Gibbs, Onsager ve Lamb gibi Nobel Ödüllü kisilerle paylasiyordu. Ancak Gürsey, yine de sik araliklarla Türkiye’ye dönüyor ve buradaki bilimsel aktivitelerinden vazgeçmemekte direniyordu.
“Türkiye’ye gelislerinde çesitli üniversitelerde seminerler veriyordu. Nisan’da vefat etti; ondan önceki Aralik’ta Türkiye’deydi. ODTÜ’de, Bilkent’te, Edirne’de seminerler verdi. Yani o kötü hastaligina ragmen, ölmeden dört ay önce buralarda gezdi. Ölecegini biliyordu. Bunun için de kafasindaki bütün problemleri tamamlamak ihtiyaci içerisindeydi. Bir ara konusurken ‘bu yil on tane yayin yapabildim,’ dedi. Bu Feza’nin tavri degildi. Ortalama yilda dört-bes yayin yapardi; problemlerini, biten yayinlarini senelere dagitirdi,” diye anlatiyor Prof Gürses.

Galileo Galilei(1564-1642)

Taninmis müzikçi Vincenzo Galilei’nin oglu olan Galileo, ilk egitimini ailesinin 1574 de tasindigi Floransa yakinlarindaki Vallombrosa Manastirinda aldi. 1581′de tip ögrenimi görmek üzere Pisa üniversite’sine girdi. Raslanti sonucu bir geometri dersinin de etkisiyle Toscana sarayinda ögretmenlik yapan Ostilio Ricci’den matematik ve fizik dersleri almaya basladi.

Mali durumunun elvermemesi nedeniyle 1585′de üniversiteden ayrilmak zorunda kaldi. Floransa’ya dönerek akademide ders vermeye basladi. 1586′da hidrostatik teraziyi bulan ve bu bulusunu bir makaleyle açiklayan Galilei’nin ünü bütün Italya’ya yayildi. 1589′da yazdigi kati cisimlerin agirlik merkezlerine iliskin inceleme Pisaa Universite’sinde matematik dalinda ögretim üyeligine getirilmesini sagladi. Burada hareket üzerine arastirmalara baslayan Galilei ilk olarak agirliklari farkli cisimlerin farkli hizlarda düseceklerine iliskin Aristoteles’ci görüsü çürüttü.
1592′de Padova’da matematik profesörü olarak çalismaya basliyan Galilei bu görevi 18 yil sürdürdü ve buluslarinin önemli bir bölümünü burada gerçeklestirdi. 1604 siralarinda düsen cisimlerin düzgün hizlanan hareket yaptigini kuramsal olarak kanitladi. Yaptigi teleskoplar, mercek yüzeylerinin egrilik derecesini denetlemek amaciyla gelistirdigi yöntem sayesinde, astronomi gözlemlerinde kullanilabilecek ilk teleskoplar olarak kisa sürede avrupa’nin her yaninda aranmaya basladi. Astronomi alanindaki bulgularini Sidereus Nuncius (yildizlarin habercisi) adiyla yayimladi. Teleskopla gerçeklestirdigi gözlemlerden etkilenen Venedik senatosu Galilei’ nin Padova üniversitesinde yasam boyu profesör olarak kalmasina karar verdi. Ama Galilei Toscana grandükünün sarayin bas felsefecisi ve matematikcisi olma önerisini kabul ederek 1610 yazinda Padova’dan ayrildi. Teleskopla yaptigi gözlemlerin Copernik’i dogrulamasi, Aristoteles’ci profesörlerin ona karsi cephe almasina yol açti. Ve Galileo’yu kilise yetkililerinin gözünde karalamaya çalistilar. Bir yandanda dine karsi ve uydurma oldugunu iddia ettikleri sözlerini gerekçe göstererek Galilei ‘yi Enkizisyon ‘a gizlice ihbar ettiler. Kardinal Bellarmine konuya özel bir önem verek Galilei’yi 26 subat 1616′ da huzuruna kabul etmis, bundan böyle bu ögretiye bagli kalmasinin ve onu savunmasinin yasaklanmis oldugu konusunda onu uyarmis, ama konunun salt matematiksel bir varsayim olarak tartisilabilecegini bildirmisti.
Bu olayi izleyen yedi yil boyunca Floransa yakinlarindaki Bellosguardo’daki evine çekilmis olarak yasadi. Galilei 1616 kararini yürürlükten kaldirabilmek umuduyla 1624 ‘de Roma’ya gitti. Bunu basaramadiysada papadan dünya sistemleri üzerine yazi yazma izni aldi. Floransa’ya dönen Galilei büyük yapiti Dialogo sopra i due massimi sistemi del mondo, ptolemaico e copernicano(iki büyük yer sistemi, Ptolemaios ve kopernik sistemleri üzerine konusmalar) üzerinde yillar sürecek çalismasina basladi. kitap 1632′de yayimlandi. Papaya kitabin tarafsiz görünen basligina karsin aslinda Copernik sisteminin güçlü ve pervasiz bir savunusu oldugu belirtildi. Tam bu sirada Galilei’nin dosyasinda bir belgenin varligi kesfedildi. 26 subat 1616′da Bellarmine’nin huzurunda Galilei’nin ne biçimde olursa olsun Copernikciligi anlatmasi yada tartismasi Enkizisyon’un ceza yaptirimina baglanarak özellikle yasaklanmisti. Böylece kitap için elde edilmis olan iznin sahtecilikle ve usülsüz biçimde alindigina karar verildi. 16 haziran da mahkum oldu.Hüküm hapis cezasini içeriyordu. Ama papa bu cezayi ev hapsine çevirdi. Ve Galilei yasaminin son sekiz yilini Floransa yakinlarinda Arcetri’deki evinde geçirdi.
Galilei’nin bilime en büyük katkilarindan biri mekanigin bir bilim dali olarak kurulmasindaki payidir. Kuvvet kavraminin mekanikte oynadigi rolü açikca kavrayip ortaya koyabilen ilk bilim adamidir. Isaac Newton’un yüzyilin sonlarina dogru mekanikte gerçeklestirdigi büyük atilimin önünü açan da Galilei olmustur. Ayrica Galilei geçmiste birbirinden hep ayri tutulmus olan matematik ile fizigin iliskili oldugunu ve birbirlerine destek olabilecegini kavrayan ilk bilim adamidir. Onun uyguladigi en önemli ve tümüyle kendine özgü yöntem, deneyle hesaplamayi birlikte yürütmesi olmustur. Bu yöntem somutun soyuta dönüstürülebilmesini ve deney sonuçlarinin sürekli ve düzenli bir biçimde karsilastirilabilmesini olanakli kilmistir. Modern anlamda deney kavramini olusturan Galilei bu kavram için cimento(sinav) terimini kullaniyordu.
Galilei’ni tüm yapitlari ilk olarak 1842-56 arasinda Le opera di Galileo Galilei adiyla yayimlanmistir. Toplu yapitlarinin çok daha genis ve eksiksiz biçimi Galilei uzmani Antonio Favaro’nun derledigi Le opere di Galileo Galilei adli yapittir.

Hans Bethe (1906- )

Hans Bethe 2 temmuz 1906 da Almanya’nin alsuss bölgesinde dogdu.1928′de Ph.d diplomasini Münih üniversitesinden aldi. 1930′larda Nazilerin güçlenmesiyle Avrupa kitasini terk etti Amerika’ya yerlesti. 1935 de Cornell Universite’sinde fizik profesörü olarak görev yapmaya basladi.

Bethe’nin burada Günes enerjisi ve Fussion enerjisi ile ilgi arastirmalari onu Los Alamos’daki atom bombasi çalismalarinin basina getirdi. Ikinci Dünya Savasindan sonra Bethe Edward teller ile birlikte hidrojen bombasinin gelistirilmesi için çalisti. Sonra 1956 dan 1964′e kadar baskanin danisma komitesinde görev aldi.1958 yilinda nükleer silahsizlanma çalismalarina Baskanlik etti.1963 deki sovyetler Birligi ile yapilan antlaslamada görev aldi.Baskan Eisenhower, Kennedy, ve Johnson’a danismanlik yapti.
1967′de Nobel Fizik ödülünü aldi. Bundan sonraki yasaminda Nükleer savunma sistemlerine karsi mücadele verdi. 1975 yilinda Cornell üniversitesinden emekli oldu.

Stephen Hawking(1942- )

Stephan Hawking 8 ocak 1942′de (Galileo’nun dogumundan tam 300 yil sonra) Ingiltere Oxford’da dogdu.Ailesi kuzey Londra’da oturuyordu.Fakat II. dünya savasi sirasinda burasi bebek dünyaya getirmek için çok emniyetli bir yer degildi. Bu yüzden Oxford’a tasindilar. Hawking sekiz yasinda iken, kuzey Londra’dan 20 mil uzaktaki St Albans gitti.Onbir yasinda St Albans okuluna kayit oldu.

Buradan mezun olduktan sonra babasinin eski okulu Oxford üniversite’ si kollejine devam etti.
Stephan babasinin tipla ilgilenmesini istemesine karsin, o matematigi seviyordu. Fakat okulun matemetik bölümü mevcut degildi. Bu yüzden onun yerine fizik okumaya basladi. Üç yil sonra doga bilimlerinde birinci sinif onur madalyasiyla ödüllendirildi.
Stephan daha sonra Cosmology üzerine çalismak üzere Cambridge’ e gitti. O zamanlar Oxford’ da Cosmology üzerine çalisma yoktu. Cambridge’de Fred Hoyle’u supervisor olarak istemesine karsin süpervisorü Denis Sciama idi. Doktorasini aldiktan sonra ilk önce arastirma asistani, daha sonra Gonville’ de Caius kollejde profesör asistani oldu. 1973′de Astronomi Enstütüsünden ayrildiktan sonra Stephan uygulamali matematik ve teorik fizik bölümüne geçti. 1979′dan sonra matematik bölümünde Lucasian profesörü oldu. Bu profesörlük 1663 yilinda üniversite parlemento üyesi olan Henry Lucas tarafindan kurulmustu. Ilk olarak Isaac Barrow sonra 1669′da Isaac Newton’a verilmisti.
Stephan Hawking, evrenin temel prensipleri üzerine çalisti. Roger Penrose ile birlikte Einstein’in Uzay ve Zamani kapsayan Genel görecelik teoreminin Big Bang’le baslayip karadeliklerle sonlandigini gösterdi. Bu sonuç Quantum Teorisi ile Genel Görecelik Teorisinin birlestirilmesi gerektigini ortaya koyuyordu. Bu yirminci yüzyilin ikici yarisinin en büyük buluslarindan biriydi. Bu birlesmenin bir sonucuda karadeliklerin aslinda tamamen kara olmadigini, fakat radyasyon yayip buharlastiklarini ve görünmez olduklarini ortaya koyuyordu. Diger bir sonucda evrenin bir sonu ve siniri olmadigiydi. Buda evrenin baslangicinin tamamen bilimsel kurallar çercevesinde meydana geldigi anlamina geliyordu.
Onun birçok kitabindan bazilari, The Large Scale Structure of Spacetime, General Relativity: An Einstein Centenary Survey, ve 300 Years of Gravity. Stephen Hawking’in en popüler ve ençok satan iki kitabi; A Brief History of Time ve daha sonraki kitabi, Black Holes and Baby Universes and Other Essays.
Profesör Hawking 12 onur derecesi almistir. 1982′de CBE ile ödüllendirilmis,bundan baska birçok madalya ve ödül almistir. Royal Society’nin ve National Academy of Sciences (Amerikan ulusal bilimler akademisi(N.A.S.) ) üyesidir.
O teorik fizik çalismalari ve yüklü programina ragmen ailesine (üç çocuk ve bir torun) her zaman zaman ayirmayi bilmistir. Stephen Hawking’in iddiasi: 21. yüzyilda insanlar yenilenecek
Ünlü fizikçi Stephen Hawking, Hindistan’in Bombay kentinde katildigi “Strings Kurami 2001″ Konferansinda gelecek yüzyili degerlendirerek insanin 100 yil içinde dünya disinda baska gezegenlere yerlesebilecegini ve genetik bilimi sayesinde de gelecek yüzyil içinde mükemmel insanin türetilicegini söyledi.
“Zamanin Kisa Tarihi” adli yapitiyla taninan ünlü Ingiliz fizikçi Bombay’daki 2 haftalik konferansta, 3000 kisiye “Gelecekte bilim” konusunda bilgi verdi. 59 yasindaki Hawking, 100 yil içinde insanin Dünya disinda baska gezegenlere yerlesebilecegini kesin dille anlatti.
“Gen mühendisliginin iyi bir is oldugunu söylemiyorum. Ancak gelecekte, begenelim begenmeyelim, (gelecek yüzyil ya da binyilda degilse bile) önümüzdeki milyonlarca yil içinde muhtemelen genetik olarak gelistirilmis insanlar olacaktir” diyen Hawking, gezegenimizin, dogayi koruma önlemlerine gereken önem verilmezse 2800 yillarinda tamamen yasanmaz bir gezegen olacagi tahmininde bulunan bir bilim adami olarak taniniyor.
Bebekler rahim disinda gelisecek
Evrenin gizemlerinin ve fizik bilimindeki çeliskili görünen kuramlarin uzlastirilmasi ve açiklanmasina yardimci olmayi hedefleyen “Dizi” kuramini tartismak üzere, ABD ve Bati Avrupa disinda ilk kez Bombay’da düzenlenen “Strings 2001″ konferansinda Hawking, gelecek yüzyilda, yine “begenelim begenmeyelim” bebeklerin rahim disinda yapay ortamlarda dölüt (cenin) gelisimlerini tamamlayabileceklerini anlatti.
Ingiltere’nin büyük fizik alimi Sir Isaac Newton’un (1642-1727) Cambridge Üniversitesi’ndeki Lucas Kürsüsü’nün basinda olma onurunu tasiyan Hawking, uzun uzay seyahatleri için insanin zihinsel-bedensel yeteneklerini gelistirmek zorunda oldugunu belirtti.
Konferansta, “Gelecek yüzyilda kendimizi yok etmezsek, gezegenlere ve yakin yildizlara gidebilecegiz” diyen Hawking’in Dizi Kurami, kanitlanirsa evrenin kökeni ve kaderi üzerine çok sey aydinlasmis olacak.
Insandan daha gelismis bir irk yok
Evrenin dogumuna iliskin “Büyük Patlama Kurami” atomalti dünyanin gücü ve uzayda isik yutan karadelikler üzerine uzman olan Stephen William Hawking, baska gezegenlerde insandan daha fazla gelismis bir irk bulunmasinin muhtemel olmadigini söylerken, dinleyicilere söyle takildi:
“Insandan daha geliskin çok üstün canli türleri varsa niye diger gökadalara yayilmadilar… Veya bizi ziyaret etmeyip de bizi kendi halimize birakip basimiza açtigimiz dertlere yanmamizi seyredelenler olabilir mi ?.. Daha düsük düzey bir yasam sekline bu denli hürmetkar olabileceklerinden süphe ederim.”
DNA tüm yasam için temeldir
Genetik mühendisliginin, yeryüzünün daha iyi beslenmesi için bitkilerde ve hayvanlarda ekonomi için sinirlandirilmasai gerektigini söyleyen Hawking, “DNA Yer’de tüm yasam için temeldir. Insan irki ve DNA’si hizla karmasikligini arttiracaktir” dedi.
Dünya nüfusunun süratle artmasinin mutlaka aile ve nüfus planlamasiyla önüne geçilmesi gerektigini vurgulayan Hawking, 7 milyara yaklasan dünya nüfusunn her 40 yilda bir ikiye katlandigini hatirlatti. “Böyle giderse 2 bin 600 yilinda dünyada tüm insanlar omuz omuza sikisik duracaklar” diyen Hawking, bu nüfusu besleyebilecek elektrik üretiminin de yerküreyi kipkirmizi korlastiracak kadar isitabilecegi yollu benzetme yapti.
Önümüzdeki yeni yüzyilda, daha da modern yöntemlerle, insanlarin genleriyle oynanarak onarilacagi ve yenilenecegi bildirildi.
Matematik ve fizik dersi verdigi Cambridge Üniversitesi’nde konuyla ilgili bir açiklama yapan ünlü Ingiliz astrofizikçi Stephen Hawking ‘‘genetik mühendisliginin iyi bir sey oldugunu savunuyorum sanilmasin. Sadece, sevsek de sevmesek de, bu olayin yeni yüzyilda gerçeklesecegini dile getirmek istiyorum’’ diye konustu..
Hastaligi nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkum olan, 1985 yilindan bu yana konusamayan ve bilgisayarli ses cihazi araciligiyla derdini anlatabilen bilimadami Hawking, genlerle oynanmasi sonucu, birkaç yüzyil sonra insanlarin simdikinden daha degisik bir görünüme sahip olacagina inandigini, çünkü su anda bilimadamlarinin DNA’nin sirlarini hizla çözmeye basladigini söyledi.

Hawking, su görüsleri savundu: ‘‘Günümüzdeki insanlara benzeyen tiplerin yer aldigi Uzay Yolu gibi bilim kurgu filmlere inanmiyorum. Insanlarin üzerinde genetik mühendisligin yasaklanmasi isteniyor. Ama ben bunun yasaklanabilecegine ihtimal vermiyorum. Ekonomik nedenlerle, hayvanlar ve bitkilerin genleriyle oynanmasina izin verilecek. Ve birgün biri, insanlarin genleriyle de oynayacak. Eger totaliter bir dünyada yasamiyorsak, biryerlerde birileri, insanlari yeniden yaratarak gelistirmeyi denemesi kaçinilmazdir…’’

Sponsorlu Bağlantılar
Aramalar
    /ünlü fizikciler

Hakkında Serkan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Scroll To Top