Perşembe , Nisan 24 2014
Son Haberler
Anasayfa / Dini Bilgiler / Vâkıa Sûresinin Fazîleti

Vâkıa Sûresinin Fazîleti

Sponsorlu Bağlantılar

Vâkıa Sûresinin Fazîleti

Vakıa Suresi fazileti hakkında peygamber Efendimiz Şöyle buyuruyorlar :

“Her gece Sure-i Vakıa’yı okuyan kimse ebediyyen fukaralık yüzü görmez.”

“Her gece Sure-i Vakıa’yı okuyan fakirlik yüzü görmez.Sure-i Vakıa zenginlerin suresidir.Onu okuyunuz ve evlatlarınıza da öğretiniz.”

“Sure-i Vakıa zenginlerin suresidir.(yani bu sureyi okuyan maddi ve manevi terakki eder ve fakirlikten kurtulur).Onu,kadınlarınıza öğretiniz.”

Bu sureyi okumaya devam eden kimse fakirlikten emin olur,dünya kendiliğinden ayağına gelir.

Geçmiş ve sonradan gelecek ümmetlerin halini,dünya ve ahiret ehlinin cennet ve cehennem ehlinin durumlarını öğrenmek isteyen Sure-i Vakıa’yı okusun.

VAKIA SURESİNİN OKUNUŞU

Bismillâhirrahmânirrahîm

(1) İzâ vakaatil vâkıatu (2) leyse li vak’atihâ kâzibeh(kâzibetun) (3) hâfidatun râfiatun (4) izâ ruccetil ardu reccen (5) ve bussetil cibâlu bessen (6) fe kânet hebâen munbessâ(munbessen) (7) ve kuntum ezvâcen selâse(selâseten) (8) fe ashâbul meymeneti mâ ashâbul meymeneh (meymeneti) (9) ve ashâbul meş’emeti mâ ashâbul meş’emeh(meş’emeti) (10) ves sâbikûnes sâbikûne (11) ulâikel mukarrebûn (mukarrebûne) (12) fî cennâtin na’îm(na’îmi) (13) sulletun minel evvelîne (14) ve kalîlun minel âhirîn(âhirîne) (15) alâ sururin mevdûnetin (16) muttekiîne aleyhâ mutekâbilîn(mutekâbilîne) (17) yetûfu aleyhim vildânun muhalledûne (18) bi ekvâbin ve ebârîka ve ke’sin min maînin (19) lâ yusaddeûne anhâ ve lâ yunzifûn(yunzifûne) (20) ve fâkihetin mimmâ yetehayyerûne (21) ve lahmi tayrin mimmâ yeştehûn(yeştehûne) (22) ve hûrun înun (23) ke emsâlillu’luil meknûn(meknûni) (24) cezâen bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne) (25) lâ yesmeûne fîhâ lagven ve lâ te’sîmen (26) illâ kıylen selâmen selâmâ(selâmen) (27) ve ashâbul yemîni mâ ashâbul yemîn (28) fî sidrin mahdûdin (29) ve talhın mendûdin (30) ve zıllin memdûdin (31) ve mâin meskûbin (32) ve fâkihetin kesîretin (33) lâ maktûatin ve lâ memnûatin (34) ve furuşin merfû’ah(merfû’atin) (35) innâ enşe’nâhunne inşâen (36) fe cealnâhunne ebkâren (37) uruben etrâben (38) li ashâbil yemîn(yemîni) (39) sulletun minel evvelîne (40) ve sulletun minel âhirîn(âhirîne)(41) ve ashâbuş şimâli mâ ashâbuş şimâl(şimâli) (42) fî semûmin hamîmin (43)ve zillin min yahmûmin (44) lâ bâridin ve lâ kerîmin (45) innehum kânû kable zâlike mutrefîn(mutrefîne) (46) ve kânû yusirrûne alel hınsil azîm (47) ve kânû yekûlûne e izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le meb’ûsûne (48) e ve âbâunel evvelûn (evvelûne) (49) kul innel evvelîne vel âhirîne (50) le mecmûûne ilâ mîkâti yevmin ma’lûm (ma’lûmin) (51) summe innekum eyyuhed dâllûnel mukezzibûne (52) le âkilûne min şecerin min zakkûmin (53) fe mâliûne minhel butûn (butûne) (54) fe şâribûne aleyhi minel hamîm (55) fe şâribûne şurbel hîm(hîmi) (56) hâzâ nuzuluhum yevmed dîn(dîne) (57) nahnu halaknâkum fe lev lâ tusaddikûn(tusaddikûne) (58) e fe raeytum mâ tumnûn(tumnûne)(59) e entum tahlukûnehû em nahnul hâlikûn (hâlikûne) (60) nahnu kaddernâ beynekumul mevte ve mâ nahnu bi mesbûkîne (61) alâ en nubeddile emsâlekum ve nunşiekum fî mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne) (62) ve lekad alimtumun neş’etel ûlâ fe lev lâ tezekkerûn(tezekkerûne) (63) e fe raeytum mâ tahrusûn(tahrusûne) (64) e entum tezreûnehû em nahnuz zâriûn(zâriûne) (65) lev neşâu le cealnâhu hutâmen fe zaltum tefekkehûn(tefekkehûne) (66) innâ le mugremûne (67) bel nahnu mahrûmûne (68) e fe raeytumul mâellezî teşrebûn(teşrebûne) (69) e entum enzeltumûhu minel muzni em nahnul munzilûn(munzilûne) (70) lev neşâu cealnâhu ucâcen fe lev lâ teşkurûn(teşkurûne) (71) e fe raeytumun nârelletî tûrûn(tûrûne) (72) e entum enşe’tum şeceretehâ em nahnul munşiûn (munşiûne) (73) nahnu cealnâhâ tezkireten ve metâan lil mukvîn(mukvîne) (74) fe sebbih bismi rabbikel azîm(azîmi) (75) fe lâ uksimu bi mevâkıın nucûmi (76) ve innehu le kasemun lev ta’lemune azîmun (77) innehu le kur’ânun kerîmun (78) fî kitâbin meknûnin (79) lâ yemessuhû illel mutahherûn(mutahherûne) (80) tenzîlun min rabbil âlemîn (81) e fe bi hâzel hadîsi entum mudhinûne (82) ve tec’alûne rızkakum ennekum tukezzibûn (tukezzibûne) (83) fe lev lâ izâ belegatil hulkûme (84) ve entum hîneizin tenzurûne ve nahnu akrebu ileyhi minkum ve lâkin lâ tubsırûn(tubsırûne) (86) fe lev lâ in kuntum gayre medînîne (87) terciûnehâ in kuntum sâdikîn(sâdikîne) (88) fe emmâ in kâne minel mukarrebîne (89) fe revhun ve reyhânun ve cennetu naîm(naîmin) (90) ve emmâ in kâne min ashâbil yemîni (91) fe selâmun leke min ashâbil yemîn(yemîni) (92) ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîne (93) fe nuzulun min hamîmin (94) ve tasliyetu cahîm (95) inne hâzâ le huve hakkul yakîn (96) fe sebbih bismi rabbikel azîm(azîmi).

TÜRKÇE MEALİ

1, 2. Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır.

3, 4, 5, 6, 7. Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

8. Ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu kimselerdir!

9. Kötülüğe batanlara gelince; ne mutsuz kimselerdir!

10, 11. (İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar (Allah’a) yaklaştırılmış kimselerdir.

12. Onlar, Naîm cennetlerindedirler.

13, 14. Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir.

15, 16. Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevherâtla işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

17, 18, 19, 20, 21. Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

22, 23. Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır.

24. (Bütün bunlar) işledikleri amellere karşılık bir mükâfat olarak (verilir.)

25. Orada ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir şey işitirler.

26. Sadece “selam!”, “selam!” sözünü işitirler.

27. Ahiret mutluluğuna erenler, ne mutlu kimselerdir!

28, 29, 30, 31, 32, 33, 34. (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

35. Biz onları (hurileri) yepyeni bir yaratılışta yarattık.

36, 37, 38. Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.

39, 40. Bunların birçoğu öncekilerden, bir çoğu da sonrakilerdendir.

41. Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir!

42, 43, 44. Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!..

45. Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi.

46. Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

47. Diyorlardı ki: “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?”

48. “Evvelki atalarımız da mı?”

49, 50. De ki: “Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır.”

51, 52. Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.

53. Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.

54. Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz.

55. Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.

56. İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir.

57. Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz?

58. Attığınız o meniye ne dersiniz?!

59. Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?

60, 61. Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.

62. Andolsun, birinci yaratılışı(nızı) biliyorsunuz. O halde düşünseniz ya!

63. Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?!

64. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

65. Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz:

66. “Muhakkak biz çok ziyandayız!”

67. “Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!”

68. İçtiğiniz suya ne dersiniz?!

69. Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

70. Dileseydik onu acı bir su yapardık. O halde şükretseydiniz ya!..

71. Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?!

72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

73. Biz onu bir ibret ve ıssız yerlerde yaşayanlara bir yarar kaynağı kıldık.

74. O halde, O yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt).

75, 76. Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-

77. O, elbette değerli bir Kur’an’dır.

78. Korunmuş bir kitaptadır.

79. Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir.

80. Âlemlerin Rabb’inden indirilmedir.

81, 82. Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah’ın verdiği rızka O’nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?

83. Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize!

84. Oysa siz o zaman bakıp durursunuz.

85. Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz.

86, 87. Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize!

88, 89. Fakat (ölen kişi) Allah’a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.

90, 91. Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, “Selam sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!” denir.

92, 93. Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

94. Bir de cehenneme atılma vardır.

95. Şüphesiz bu, kesin gerçektir.

96. Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.

Sponsorlu Bağlantılar
Aramalar
    /vakıa suresinin fazileti/İzacae turaben metrube

Hakkında Serkan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Scroll To Top