İzmir Marşı hakkında bilgi verir misiniz?

İzmir Marşı hakkında bilgi verir misiniz?
Günlerden 7 Haziran
Karanlıklar üzerinden çekilince, Ak bir tan müjdeledi ulu bir günü. Hür uyandın, arkanda kanlı bir gece, Gördün güzel İzmir kurtuluş gününü Bir gün ki solmayan ışıklar önü Yıldızlar örsün bir zafer tacı sana O kan, yangın ve tufan görmüş Yıldızlar Akdeniz, Türk denizi senin karşında Sahiline mağrur dalgalar yuvarlar Selamlar seni en şanlı asırlar İzmir artık hürsün bu değil rüya Türklük dirildi kurtuluyor Asya Türk İzmir şan gör ebediyen yaşa

Pek bilinmeyen bu dizeler, hiç duyulmayan bir marşın sözleri aslında. Adı: TÜRK İZMİR MARŞI Müzik: Kurt Striegler Söz: Mustafa Mermi * * * 7 Haziran 1923’te, Almanya’nın Dresden şehrinde tamamlanan ve yine ilk kez burada seslendirilen TÜRK İZMİR MARŞI hakkında bilgi sahibi olmamızı, özellikle iki kişiye borçluyuz. Birincisi, Hacı Angı. Önce o yazmış: “Saksonya Devlet orkestrası Şefi ünlü besteci ‘Kurt Schindler’, ulusları ölüme iten, onbinlerce ocak söndüren savaşın acılarını dile getirmek için piyanonun başına geçer ve 44. yapıtını bestelemeye başlar. Yapıt iki bölümdür. Birinci bölüm savaşın acılarını, ikinci bölüm de Alman utkusunun sevincini dile getirecektir. Sanatçı, yapıtının birinci bölümünü bitirir… Savaşın acılarını dile getiren etkili bir bölümdür bu. Schindler, Alman utkusunu ve Alman ulusunun bu utkudan duyduğu çoşkun sevinci dile getirmek için umutlu, heyecanla bekler. Oysa yıllar, Almanlara utkunun muştusunu değil, yenilginin derin acısını getirmiştir. Ulusunun yenilgisi ile yüreği yanık ünlü Alman besteci, Mustafa Kemal’in başarılarını heyecanla ve kıvançla izlemektedir.

Alman bestecinin özlemini çektiği utkuyu, kendi ulusu değilse bile, bağlaşık bulunduğu bir başka ulus ve bu ulusun önderi Gazi Mustafa Kemal sağlamıştır. Ünlü besteci, bu mucize utkudan aldığı ilhamla yapıtının ikinci bölümünü artık besteleyebilir. Şimdi kendisine Türkçe bir güfte gereklidir. O dönemde Almanya’da bulunan Mustafa Nermi Bey’i salık verirler. Mustafa Nermi Bey, teklifi kıvançla karşılar ve ‘Türk İzmir Marşı’ başlığı altında bir güfte yazar. Böylece Akdeniz kıyılarından gelen utku nameleri, Kurt Schindler’in notalarında ebedileşir. Bu, bir yabancı besteci tarafından Gazi Mustafa Kemal’in utkusunu dile getiren ilk bestedir. Kurt Schindler, imzalı notasını, kendisine bu ilhamı veren Büyük Utkunun yaratıcısı Gazi Mustafa Kemal’e armağan eder.” * * * Hacı Angı’nın yazdıkları, dramatik bir şekilde sona erer. Çünkü, son noktayı şöyle koymuştur: “Bugün elimizdeki Türk İzmir Marşı’nın ne bestesi, ne güftesi ve ne de bestecisi hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. Kimbilir hangi gazete koleksiyonları arasında, hangi tozlu evrak depolarında ilgi bekliyor.” Daha sonra Dr. Mete Soytürk işin peşine düşer. Arar tarar… Araştırır soruşturur. Ve eseri bulur. İZMİR TÜRK MARŞI, şimdi nerede? İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Müzesi arşivinde… Yani, emin ellerde. * * * 7 Haziran, hem Türkiye, hem de Dünya için önemli açılışlara sahne oldu. Yıl 1557. Mimar Sinan’ın kalfalık döneminde, Kanuni Sultan Süleyman adına yaptığı bir “dünya mirası” tamamlandı ve ibadete açıldı. Dört fil ayağı üzerine oturan, kubbesi 53 metre yüksekliğinde olan bu anıt eser; herkes kadar Mimar Sinan için de öylesine önemliydi ki, 1588’de İstanbul’da vefat ettiğinde, Süleymaniye Camii’nin yanında kendi yaptığı sade bir türbeye gömüldü. * * * Bu kez, 1866 yılındayız. İlk kazmanın vurulduğu günden 10 yıl sonra, Türk demiryolu tarihinin ilk hattı olan, 130 kilometre uzunluğundaki İzmir-Aydın demiryolu 7 Haziran’da hizmete açıldı. Bu yol boşuna seçilmemişti elbet. İzmir-Aydın çevresi, öteki bölgelere oranla kalabalıktı, İngiliz pazarı olmaya elverişli etnik unsurlar yoğundu ve İngiliz sanayisinin ihtiyaç duyduğu ürünlere ulaşmak kolaydı. Üstelik Ortadoğu’yu hâkim olmak için, stratejik bir öneme taşıyordu. Tıpkı bütün Türkiye gibi. Ve her zaman olduğu gibi! * * * Geldik 7 Haziran 1914’e… Dünyanın öbür ucunda, müthiş bir final yaşandı. Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanusu birbirine bağlanmış, Panama Kanalı’ndan ilk gemiler geçmeye başlamıştı. 77 kilometre uzunluğundaki kanalın yapımı sırasında, sıtma ve sarı humma gibi hastalıklardan tutun da, büyük toprak kaymalarına kadar her türlü bela ile boğuşmuştu insanlar. Sanki bir kanal değil de, bir savaştı yapılan. Zira Panama Kanalı bitene dek, 27.500 kişi bu uğurda can vermişti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu