Tarım alanlarını etkileyen iklim türleri nelerdir?

Tarım alanlarını etkileyen iklim türleri nelerdir?

Çocuklarını bile güçlükle taşıyacak kadar zayıf Sudanlı kadınların, artık yürüyemez hale gelecek kadar kötü beslenmiş Etiyopyalı erkeklerin ve belki de; karınları şişmiş, yemek için ağlayan çocukların görüntülerine alıştık…

Gelişmekte olan ülkelerdeki aç insanların sayısı 1990’ların ikinci yarısında 18 milyon civarındayken , bugün 800 milyona ulaştı.Tüm dünyada nerdeyse 3 milyar insan açlık ve kronik besin eksikliği sorunları yaşıyor.
Bu trajik fotoğrafların ardından, belki de en tehlikeli tehdit, tarım ile iklim değişikliği arasındaki etkileşim.
Tarım , sabit bir iklim düzenine en bağımlı olan insan faaliyeti. En büyük tehlikeler, zaman zaman görülen ciddi kuraklıklar ya da hava dalgaları değil, ekinlerin yaşam döngülerinin en kritik noktalarında yaşanabilecek küçük ısı değişimleri ; çünkü bu değişimle, optimum iklim koşullarına göre yetişen bitkiler acısından çok daha zararlı olacak.
1960’lı yıllardan bu yana tarımsal devrim amacıyla geliştirilen teknolojiler, tarlalarımızın hassasiyetini arttırdı. Sözgelimi, kimyasal bazlı böcek zehirleri başlangıçta, çiftçilerin böceklerden ve hastalıklardan kaynaklanan kayıplarını azaltmalarını sağlıyordu. Zamanla böcekler direnç geliştirdikçe bu zehirler işe yaramamaya ve kimyasal maddeler suyumuza, toprağımıza ve gıdalarımıza zehirli atıklar bırakmaya başladı.
Tarlalar teknolojik açıdan geliştikçe, ekolojik açıdan giderek hassaslaşıyor. Geçtiğimiz yüzyılın başından bu yana, tarımsal ürünlerin genetik çeşitliliği yüzde 75 oranında azaldı.
Her yıl binlerce bitki ve hayvan türü ; savaşlara, böceklere ve hastalıklara, iklim değişikliğine, kentleşmeye, egzotik ürün yetiştirme malzemelerinin küresel pazarlamasına ve geniş ölçekli endüstriyel tarıma kurban veriliyor. Büyük makinelerin kullanıldığı tarlalarda ürün çeşitliliği azalırken, dev gıda üreticileri de standart boyda ve tek tip ürün yetiştiriyor.
Dünyada 7-10 bin yenebilir bitki bulunuyor. Bunların yaklaşık 100 tanesi dünyanın çoğu ülkesindeki “gıda güvenliği” açısından önemli; ancak yalnızca 4 tanesi (mısır, pirinç, buğday ve patates) dünyadaki besin enerjisinin yüzde 60’ını sağlıyor. Dünyadaki bitki gen kaynaklarının koruma çalışmaları yüzyıllardır devam etmesine karşın (ilk bitki tohum bankaları 1894’te Rusya’da kuruldu) , hayvancılığa ancak son birkaç onyıldır ilgi gösteriliyor. FAO’ya göre ; et, süt, yumurta ve diğer hayvansal ürünler için giderek artan talep , üreticileri yerel hayvan cinsinden vazgeçirip, sayıları giderek azalan, yüksek verimli hayvan türlerine yöneltiyor.
Son yüzyıl içinde, 1.000 hayvan cinsi ( dünyadaki sığır ve kümes hayvanı cinslerinin yaklaşık yüzde 15’i ) yok oldu.Ve bu kayıpların yaklaşık 300 tanesi, son 15 yıl içinde gerçekleşti. Giderek artan tek türlülük, dünyanın her yerindeki çiftliklerin böceklere, hastalıklara ve iklim değişimlerine karşı koymalarını engelliyor.
Tarım özellikle istikrarlı bir iklime bağımlı olduğu için, bu sektör daha düzensiz hava koşullarıyla, büyük fırtınalarla ve uzayan mevsimlerle başa çıkabilmek için diğerlerine oranla daha fazla mücadele etmek zorunda kalacak.
Bu tür değişimlerin gıda stokalarını mahvetme olasılığı, “savunmacı toplulukların” dikkatinden kaçmadı. Şubat 2004’te Pentagon, ülkelerin giderek azalan gıda, su ve enerji kaynaklarını savunmak için nükleer tehdit yarattığını, iklim değişikliğinin gezegenimizi anarşiye sürükleyebileceğini belirten bir rapor yayınladı. Pentagon’un raporunun ardından Kanada Çevre Bakanı, bir hükümet üyesi sıfatıyla şaşırtıcı bir açıklama yaptı; “İklim değişikliği terörizmden daha büyük bir tehlikedir”
İklimbilimciler, küresel iklim modellerine baktıklarında “istikrardan “ başka herşeyi görebiliyorlar. Sera gazları güneş ısısını yerkürenin atmosferine hapsettikleri için, iklim sisteminde daha fazla enerji birikiyor; dolaysıyla kuraktan yağışlıya, sıcaktan soğuğa daha sert geçişler yaşanıyor.
Dünya Bankası baş bilim adamı ve Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli eski başkanı R. Watson bu konuda şunu ifade ediyor; “ Isıdaki her türlü artış, – ne kadar az olursa olsun – üretimde azalmalara yol açacaktır”
Sonuç olarak ; ulusal ekonomilerimizdeki karbon emisyonunu azaltmak için, “enerji verimliliği ve enerji tasarrufu “ konularına odaklanmalıyız. Daha güvenli bir gıda sisteminde payı olan tek topluluk “çiftçiler” değildir. İklim değişikliğine ve yeni hastalıklara direnebilen , güvenle yenebilecek besinler üreten çiftliklerin ürünlerine sadık insanların desteklerine de ihtiyaç vardır.
Kanımca, “tarım ve iklim” için, bunu yapmak hiç de zor değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu